Tom used to always wear a watch, but now he just looks at his smart phone.
- Tom her zaman bir saat takardı, ama şimdi o sadece akıllı telefonuna bakıyor.
Who looks after the children?
- Çocuklara kim bakıyor?
His charm and good looks accounted for much of his popularity in the polls.
Look at this Japanese car.
- Bu Japon arabasına bak.
Meg didn't even look at me.
- Meg bile bana bakmadı.
Look in the mirror, pal.
- Aynaya bir bak dostum.
Look into that, would you?
- Onun içine bak, ne dersin?
Would you please look after my dog tomorrow?
- Yarın köpeğime bakar mısın lütfen?
You should look after the children from time to time.
- Zaman zaman çocuklara bakmalısın.
He looked at me and smiled.
- O bana baktı ve gülümsedi.
She looked at me and smiled.
- O bana baktı ve gülümsedi.
Seen at a distance, the rock looked like a human face.
- Uzaktan bakıldığında, kaya, bir insan yüzü gibi görünüyordu.
She looked her child in the face.
- O, karşısındaki çocuğuna baktı.
Let me have a look at your video camera.
- Video kamerana bir bakayım.