Определение baş baş в Турецкий язык Английский Язык словарь
- baş
- top
Everything on top of the table started rattling when the earthquake hit.
- Deprem vurduğunda masanın üstündeki her şey tıkırdamaya başladı.
It's not a suitable topic for discussion.
- Tartışma için uygun bir başlık değil.
- baş belâsı
- pain in the neck
- baş
- leader
I am the patrol leader.
- Ben devriye başkanıyım.
Former London mayor Boris Johnson was the leader of the campaign for Brexit.
- Eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson Brexit için kampanyanın lideriydi.
- baş
- head
Lee Leffingwell is the head of the Austin City Council.
- Lee Leffingwell, Austin Şehir Konseyi'nin başkanıdır.
He is suffering from a headache.
- O, baş ağrısından acı çekiyor.
- baş
- beginning
She will arrive in Tokyo at the beginning of next month.
- Önümüzdeki ayın başında Tokyo'ya varacak.
I was beginning to lose my cool.
- Soğuk kanlılığımı kaybetmeye başlıyordum.
- baş
- initial
After the initial shock of hearing of her grandfather's death, the girl started to cry.
- Onun büyükbabasının ölümünü işitmesinin ilk şokundan sonra, kız ağlamaya başladı.
The couple carved their initials in an oak tree.
- Çift baş harflerini meşe ağacına kazıdı.
- baş başa
- tête-à-tête
- baş başa
- tête-à-tête, face to face
- baş başa kalmak
- to stay alone (with)
- baş başa vermek
- 1. to put our/your/their heads together, consult with each other. 2. to work together, help each other, collaborate
- baş başa vermek
- to put their heads together
- baş belâsı
- bother
- baş ağrısı
- a) headache b) nuisance, pest
- baş harf
- initial
She embroidered her initials on a white handkerchief.
- Adının baş harflerini beyaz bir mendilin üzerine işledi.
The couples carved their initials in oak trees.
- Çiftler baş harflerini meşe ağaçlarına kazıdılar.
- baş
- coconut
- baş
- heading
What heading does this come under?
- Bu hangi başlığın altında toplanıyor?
- baş
- prime
The Prime Minister met with the press.
- Başbakan basın toplantısı yaptı.
The Prime Minister will hold a press conference tomorrow.
- Başbakan yarın bir basın toplantısı düzenleyecek.
- baş
- capital
Kinshasa is the capital city of the Democratic Republic of Congo.
- Kinşasa, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin başkentidir.
Beijing is the capital of China.
- Pekin, Çin'in başkentidir.
- baş belâsı
- nuisance
- baş dönmesi
- dizziness
Tom has been experiencing severe headaches and dizziness.
- Tom şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi yaşıyor.
Mary didn't suffer from dizziness.
- Mary baş dönmesinden muzdarip değildi.
- baş dönmesi
- vertigo
- baş düşman
- archenemy
The Joker is Batman's archenemy.
- Joker, Batman'ın baş düşmanıdır.
Lex Luthor is Superman's archenemy.
- Lex Luthor Süpermen'in baş düşmanıdır.
- baş harfler
- initials
- baş kısım
- heading
- başa baş
- neck and neck
- baş işareti
- nod
- alay baş
- pate
- baş kıç vurma
- (Askeri) pitching
- baş yönetici
- (Ticaret) chief executive officer
- baş-boyun
- (Tıp) head and neck
- baş-kıç vurma
- (Askeri) pitch
- geminin baş kıç vurması
- (Askeri) pitch
- ismin baş harfleri
- initials
- kıvırcık baş hastalığı
- leaf curl
- sallamak (baş)
- nod
- yuvarlak baş
- round head
- baş belâsı olmak
- bother
- baş harflerini yazmak
- initialize
- Ecel gelince başa baş ağrısı bahane
- (Atasözü) Death is a debt to pay, the cause is meaningless
- Eğilen baş kesilmez
- (Atasözü) - Better bend than break.-- A fault confessed is "half-redressed"
- baş açcı
- chef
- baş bakan
- start looking
- baş belâsı
- stiff
- baş döndürmek
- begins to rotate
- baş döndürücü
- Vertiginous, dazzling, giddy, dizzy
- baş dönmesi
- Dizziness, whirl, giddiness, swim, swimming of the head, vertigo
- baş etme
- coping
- baş etmek
- Cope (with), do with, stem the tide of
- baş etmek
- Cope (with), to do with, to stem the tide of:
- baş faktör
- primary factor
- baş faktör
- main factor
- baş faktör
- chief factor
- baş garson
- maitre d'hotel
- baş garson
- headwaiter
- baş garson
- head waiter
- baş göstermek
- crop up
- baş hekimlik
- per physician
- baş hemşire
- head nurse
- baş kaldırı
- per lift
- baş katip
- head clerk
- baş komutan
- commander in chief
- baş konsolos
- early consul
- baş mühendis
- Chief engineer
- baş piskopos
- primate
- baş sağlığı dilemek
- language begins to health
- baş yardımcı
- assistant head
- baş yazar
- lead author
- baş örtü
- head coverings
- sıkma baş
- head spin
- üst baş
- clothes
- Merkezi Ölçü ve İşaret İstihbaratı Teşkilatı; sağlık dairesi başkanı; baş askeri
- (Askeri) Central Measurement and Signature Intelligence (MASINT) Organization; chief medical officer; chief military observer; civil-military operations; collections management office(r); configuration management office
- ani baş dönmesi
- dizzy spell
- askerlik baş öğretmeni
- (Askeri) professor of military science
- ayaklar baş, başlar ayak oldu
- (Konuşma Dili) The first have become last, the last first./The social order is reversed and upstarts are in charge
- baş
- grand
After the initial shock of hearing of her grandfather's death, the girl started to cry.
- Onun büyükbabasının ölümünü işitmesinin ilk şokundan sonra, kız ağlamaya başladı.
My grandfather nodded and smiled at me.
- Büyükbabam başını salladı ve gülümsedi.
- baş
- principal
The organization plays a principal role in wildlife conservation.
- Örgüt, yaban hayatı korumasında başlıca rol oynar.
Mr. Jackson is our principal.
- Bay Jackson, bizim başımız.
- baş
- nob
Nobody has heard of it but me.
- Benden başka hiç kimse onu duymadı.
Nobody but John has heard of it.
- John'dan başka hiç kimse onu duymadı.
- baş
- basis
Everything starts from the basis.
- Her şey temelden başlar.
We work on a piecework basis.
- Biz parça başı esasına göre çalışırız.
- baş
- side, near vicinity, presence: sofra başında at the table. ocak başında near the hearth
- baş
- (Denizcilik) bow
- baş
- wrestling first class
- baş
- primary
The primary cause of his failure is laziness.
- Onun başarısızlığının ana nedeni tembelliktir.
The show Hoarders is one of the primary causes of armchair psychology in America.
- Gösteri Stokçular Amerika'da koltuk psikolojinin başlıca nedenlerinden biridir.
- baş
- head: elli baş sığır fifty steers, fifty head of cattle
- baş
- fore
According to the weather forecast, the rainy season will set in next week.
- Hava tahmini göre, yağışlı mevsim önümüzdeki hafta başlayacak.
According to the weather forecast, the rainy season will set in before long.
- Hava tahmini göre, yağışlı mevsim çok geçmeden başlayacak.
- baş
- knob
- baş
- in many idioms self, oneself
- baş
- premier
The two premiers had nothing in common.
- İki başbakanın ortak hiçbir şeyi yoktu.
Manchester United is one of the most successful teams in both the Premier League and England.
- Manchester United, hem Premier League'de hem de İngiltere'de en başarılı takımlardan biridir.
- baş
- chief
The chief clerk is not a hardworking man, but gets ahead rapidly because he knows how to curry favor with his superiors.
- Baş katip çalışkan bir adam değil fakat üstlerine nasıl yaltaklanacağını bildiği için çabuk ilerliyor.
The chief engineer did research hand in hand with his assistant.
- Başmühendis, asistanı ile el ele araştırma yaptı.
- baş
- noddle
- baş
- main, head, chief, top
- baş
- top, summit, crest
- baş
- costard
- baş
- arch
Every man's work, whether it be literature or music or a picture or architecture or anything else, is always a portrait of himself.
- Her erkeğin işi, ister edebi ya da müzik ya da bir resim ya da mimari ya da başka bir şey olsun, her zaman kendisinin bir portresidir.
Laurent Weber is the archbishop of Portland.
- Laurent Weber Portland'ın başpiskoposu.
- baş
- off
Your success depends a lot on how your manager and other people in the office perceive you.
- Sizin başarınız daha çok sizin yöneticinizin ve bürodaki diğer insanların sizi nasıl algıladığına bağlıdır.
There used to be a post office on the corner.
- Köşe başında postahane vardı.
- baş
- clove (of garlic); cyme; (plant) bulb
- baş
- central
I work in Central Park every morning starting at six.
- Central Park'ta her sabah altıda başlayarak çalışıyorum.
Mario Draghi is the head of the European Central Bank.
- Mario Draghi, Avrupa Merkez Bankası'nın başkanıdır.
- baş
- bow
He bowed to me as he left the room.
- O, odadan ayrılırken başıyla beni selamladı.
He bowed to his teacher.
- O, başıyla öğretmenini selamladı.
- baş
- leader, chief, head
- baş
- first
At first, they were all convinced he was innocent.
- İlk başta, onların hepsi onun masum olduğuna ikna oldular.
At first, I couldn't play the guitar.
- En başta gitar çalamıyordum.
- baş
- head; chief, leader; beginning; end; top; bow; main, chief, leading, principal, cardinal
- baş
- especial
It's interesting to observe American politics, especially during a presidential election.
- Amerikan siyasetini, özellikle başkanlık seçimi sırasında gözlemlemek ilginçtir.
- baş
- outset
- baş
- in chief
- baş
- governing
- baş alıp baş vermek
- to wage a bitter fight
- baş ayak, ayak baş oldu
- (Konuşma Dili) The high and the low have changed places
- baş ağrısı olmak
- to be a nuisance (to), cause worry (to)
- baş aşağı
- headfirst, headlong, upside down
- baş aşağı
- upside down, head down
- baş balerin
- premiere
- baş bağı
- 1. head band, fillet. 2. (Denizcilik) bow fast, head fast
- baş belası
- a) nuisance, pain, pest, plague, pain in the neck, troublemaker b) troublesome
- baş belâsı
- troublemaker
And she is always a troublemaker.
- Ve o her zaman bir baş belasıydı.
Tom was a big troublemaker in school.
- Tom okulda büyük bir baş belasıydı.
- baş belâsı
- tease
- baş belâsı
- headache
Getting rid of garbage has become a major headache for the authorities.
- Çöpten kurtulmak yetkililer için büyük bir baş belası haline gelmiştir.
- baş belâsı
- a thorn in the side
- baş belâsı
- annoyance
- baş belâsı
- a thorn in the flesh
- baş belâsı olan
- plaguy
- baş bilmez unbroken
- (horse)
- baş bodoslaması
- stem post, stem
- baş boy
- best quality
- baş bulmak
- to pay, leave a profit
- baş direği
- foremast
- baş döndürücü
- vertiginous
- baş döndürücü
- dizzy
Aren't you still dizzy?
- Hâlâ baş döndürücü değil misin?
Tom looked down upon the city from the dizzying height of the skyscraper.
- Tom gökyüzünün baş döndürücü yüksekliğinden şehre baktı.
- baş döndürücü
- giddy
- baş döndürücü
- dazzling, dizzy, giddy
- baş döndürücü bir şekilde
- dizzily
- baş döndürücülük
- headiness
- baş dönmesi
- whirl
- baş dönmesi
- dizziness, vertigo
- baş dönmesi
- giddiness
- baş dönmesi
- swim
- baş dönmesi hissediyorum
- I feel dizzy
- baş dönmesi ve göz kararması
- staggers
- baş edebilmek
- to be able to cope (with), to manage successfully
- baş edememek
- to be unable to cope (with)
- baş eğerek selâmlamak
- incline
- baş eğme
- obeisance
- baş gösterge
- (Ticaret) leading indicator
- baş göz etmek
- to marry (off), to give in marriage
- baş gübresi
- top dressing
- baş güverte
- main deck
- baş harflerden oluşan sözcük
- acronym
- baş idari (muharebe) subay; sivil işler harekatı; mukabil hava harekatı
- (Askeri) chief administrative officer; civil affairs operations; counterair operation
- baş ile ilgili
- head
- baş işareti
- beck
- baş işareti yapmak
- beckon
- baş kadın oyuncu
- prima donna
- baş kalfa kadın
- forewoman
- baş kasarası
- fo'c's'le
- baş kelime
- lemma
- baş kontrolör
- (Hukuk) chief superintendent
- baş koymak
- to set one's heart/mind (on)
- baş koymak
- put one's heart to
- baş kıç vurmak
- pitch
- baş mali yönetici
- (Ticaret) treasurer
- baş nokta (GEOLOC)
- (Askeri) origin (GEOLOC)
- baş papaz
- hierarch
- baş plan
- big close-up
- baş sallamak
- to nod
- baş sayfa
- front page
- baş tacı edilmek
- be enthroned
- baş tacı etmek
- to make a fuss over
- baş tacı olmak
- be enthroned
- baş tuğlası
- head brick
- baş uşak
- butler
- baş ve kıç istikametinde
- fore and aft
- baş ve son
- the alpha and omega
- baş vermek
- come to a head
- baş vermek
- head
- baş yastığı
- pillow
- baş yönetici
- chief executive
- baş çekimi
- big close-up
- baş üstünde tutmak
- to welcome
- baş üstüne
- with pleasure, yes
- bir baş lâhana
- cabbagehead
- bunun üzerine baş harflerimi yazdırmak istiyorum
- I want my initials on this
- can baş üstüne
- I'll do it gladly!/Gladly!
- can cana, baş başa
- everyone for himself
- elektrikli baş lambası
- (Madencilik) electric cap lamp
- gömme baş
- countersunk head
- güvenlik yardımı; seçici özellik (Küresel Konumlama Sistemi (GPS)); baş danışman
- (Askeri) security assistance; selective availability (GPS); senior adviser; situational awareness; staging area; stand-alone switch
- ingiltere baş konsolosluğu
- (Politika, Siyaset) british consulate general
- kanal baş kapağı
- headgate
- kare baş
- square head
- körler memleketinde şaşılar padişah/baş olur
- (Atasözü) An inferior thing seems first-rate to those who have never known anything better
- küçük yuvarlak baş
- bullet head
- kıvırcık baş hastalığı
- curly-top, leaf curl
- manyetik baş
- magnetic heading
- müşterek kuvvet baş tabibi
- (Askeri) joint force surgeon
- onmadık baş
- (person) who has never had anything but misfortune
- oval baş
- oval head
- pas baş
- (Tabiat Doğa) (kuş, Fam: Aythyinae) ferruginous duck
- saç saça (baş başa) gelmek
- (for women) to begin to fight with each other
- saç saça baş başa gelmek
- to come to blows
- sütun baş tabanı
- architrave
- top baş kefal
- (Denizbilim) thicklip grey mullet
- uçağın baş tarafı
- turret
- verilen baş harfler
- (Bilgisayar) issued initials
- yaş kesen, baş keser
- (Atasözü) A person who needlessly cuts down trees is a kind of murderer
- üst baş
- fig
- üst baş
- dress
- üst baş
- apparel
- ıskandinav baş tanrısı
- Odin
- şato baş kulesi
- donjon