O bir Kanadalı kız eşliğinde geldi.
- He came accompanied by a Canadian girl.
Bir yürüyüşte ona eşlik ettim.
- I accompanied her on a walk.
John konsere kadar Mary'ye eşlik etti.
- John accompanied Mary to the concert.
Bize eşlik etmek için buyurun.
- You're welcome to accompany us.
Annesinden kendisine eşlik etmesini rica etti.
- The girl begged her mother to accompany her.
Ebeveynler çocuklarına eşlik etmeliler.
- Parents must accompany their children.
He was accompanied by two carts filled with wounded rebels.
... accompanied with with the nutritional component which is still the central ...