O, saçını topuz yapar.
- She wears her hair in a bun.
Mary saçını topuz yaptı.
- Mary did her hair in a bun.
Dorenda gerçekten iyi bir kızdır, o kurabiyelerini benimle paylaşıyor.
- Dorenda really is a nice girl. She shares her cookies with me.
Benim şimdiye kadar yediğim en iyi kurabiyeler annenin benim için pişirmiş olduklarıdır.
- The best cookies I've ever eaten are the ones that your mother baked for me.
Bu öğleden sonra pişirdiği kurabiyelerden birini yesen Tom'un umursamıyacağından eminim.
- I'm sure Tom wouldn't mind if you ate one of the cookies he baked this afternoon.
Bu kurabiyelerden birini denemeni istiyorum.
- I'd like you to try one of these cookies.
Hey, duydun mu? Susan'ın fırında bir kurabiyesi var.
- Hey, did you hear? Susan has a bun in the oven.
Tavşan şeklinde bazı kurabiyeler yaptım.
- I made some bunny-shaped cookies.
Paskalya tavşanına inanıyor musun?
- Do you believe in the Easter Bunny?
Tavşan şeklinde bazı kurabiyeler yaptım.
- I made some bunny-shaped cookies.
Lütfen bisküvilere buyurun.
- Please help yourself to the cookies.
Çayınızla bisküvi ister misiniz?
- Would you like cookies with your tea?
Ümit; bir saat önce bitirdiğin çikolatalı çörek kutusunun sihirle tekrar dolup dolmadığını kontrol etmek için çılgın bir adam gibi birdenbire mutfağa doğru koştuğundadır.
- Hope is when you suddenly run to the kitchen like a mad man to check if the empty chocolate cookie box you just finished an hour ago is magically full again.
Kaç tane hamburger ekmeği aldın.
- How many hamburger buns did you buy?
Mary saçını topuz yaptı.
- Mary did her hair in a bun.
Bir kuş topluluğu gördük.
- We saw a bunch of birds.
Dün iki tane buğulanmış çörek satın aldım.
- Yesterday I bought two steamed buns.
Biz uyandığımızda büyükbabam kahvaltı için taze çörekler getirmişti.
- When we woke up, Grandfather had brought fresh buns for breakfast.
Bebek Kate tarafından yetiştirildi.
- Cookie was raised by Kate.
Bir çörek ya da bir şey ister misin?
- Do you want a cookie or something?
Ümit; bir saat önce bitirdiğin çikolatalı çörek kutusunun sihirle tekrar dolup dolmadığını kontrol etmek için çılgın bir adam gibi birdenbire mutfağa doğru koştuğundadır.
- Hope is when you suddenly run to the kitchen like a mad man to check if the empty chocolate cookie box you just finished an hour ago is magically full again.
Fadil was born during the Great Depression.
- Fadıl, Büyük Bunalım sırasında doğdu.
The Great Depression was the golden age of gangsters.
- Büyük Bunalım, gangsterlerin altın çağındaydı.