Do you want to come with us?
- Bizimle gelmek ister misiniz?
Mr Smith has not turned up yet though he promised to come.
- Gelmek için söz verdiği halde Bay Smith henüz dönmedi.
We have to overcome many difficulties.
- Birçok zorluğun üstesinden gelmek zorundayız.
He had to overcome a lot of obstacles.
- O, bir sürü engelin üstesinden gelmek zorundaydı.
Coming face to face with a dinosaur was a funny experience.
- Bir dinozorla yüz yüze gelmek eğlenceli bir deneyimdi.
Tom doesn't have to face it alone.
- Tom onunla tek başına yüz yüze gelmek zorunda değil.
That didn't have to happen.
- O, meydana gelmek zorunda değildi.
Sami wanted to handle his anger.
- Sami öfkesinin üstesinden gelmek istedi.
I'd like to handle this in my own way.
- Kendi tarzımla bunun üstesinden gelmek istiyorum.
The situation was getting difficult to deal with.
- Durumun üstesinden gelmek gittikçe zorlaşıyordu.
I would like to leave this town and never come back.
- Ben bu şehri terk etmek istiyorum ve asla geri gelmek istemiyorum.
He gave me a promise to come back soon.
- O,yakında geri gelmek için bana söz verdi.
The Danish word gift means both married and poison.
- Dancada gift kelimesi hem evli hem de zehir anlamına gelmektedir.
These days, the lion's share usually means the biggest share; but not so long ago, it meant all of it.
- Bu günlerde, aslan payı genellikle en büyük pay anlamına gelmektedir; fakat çok geçmeden önce onun hepsi anlamına geliyordu.
It had to come from somewhere.
- O bir yerden gelmek zorundaydı.
I'll try my best to arrive early.
- Erken gelmek için elimden geleni yapacağım.
I would like to arrive.
- Ben gelmek istiyorum.
You have to cope with those difficult problems.
- Bu zor sorunların üstesinden gelmek zorundasın.
You have to cope with those difficult problems.
- Bu zor sorunların üstesinden gelmek zorundasın.
Bill and John like to get together once a month to chat.
- Bill ve John sohbet etmek için ayda bir kez bir araya gelmekten hoşlanıyorlar.
Bill and John like to get together once a month to talk.
- Bill ve John konuşmak için ayda bir kez bir araya gelmekten hoşlanıyorlar.
Would you like to come inside?
- İçeriye gelmek ister misiniz?
Do you want to come inside?
- İçeri gelmek ister misin?
She weighs more than 80 kg.
- O, 80 kilodan daha fazla gelmektedir.
Tom promised to come, but he hasn't turned up yet.
- Tom gelmek için söz verdi ama henüz gelmedi.
Mr Smith has not turned up yet though he promised to come.
- Gelmek için söz verdiği halde Bay Smith henüz dönmedi.
Tom didn't seem to want to come with us.
- Tom bizimle gelmek istiyor gibi görünmüyordu.
You don't seem to want to come with us.
- Bizimle gelmek istemiyor gibi görünmüyorsun.
I was very glad to get back.
- Geri gelmekten çok memnundum.
Can you just tell me now, so I don't have to come back tomorrow?
- Sadece bana şimdi söyleyebilir misin, böylece yarın geri gelmek zorunda kalmam.
Sami wants to come back to this house.
- Sami bu eve geri gelmek istiyor.