I am very tired from teaching.
- Öğretmekten çok yoruldum.
Her job is to teach English.
- Onun işi İngilizce öğretmektir.
He wanted to teach English at school.
- Okulda İngilizce öğretmek istedi.
How long has it been since you gave up teaching at that school?
- O okulda öğretmekten vazgeçtiğinden beri ne kadar süre oldu?
I use animals to instruct people.
- İnsanlara öğretmek için hayvanları kullanırım.
Teaching English is his profession.
- İngilizce öğretmek onun mesleğidir.
Did Mr Davis come to Japan to teach English?
- Bay Davis Japonya'ya İngilizce öğretmek için mi geldi?
This book is designed to teach children how to read.
- Bu kitap çocuklara nasıl okuyacağını öğretmek için tasarlandı.
I was taught English by a foreigner.
- Bana bir yabancı tarafından İngilizce öğretildi.
My mother taught me how to make osechi.
- Annem bana nasıl osechi yapılacağını öğretti.
I will teach you to play chess.
- Sana satranç oynamayı öğreteceğim.
Are you a teacher? Yes, I am.
- Siz bir öğretmen misiniz? Evet, ben bir öğretmenim.
I've been a ski instructor for three years.
- Üç yıldır bir kayak öğretmeniyim.
The story is at once interesting and instructive.
- Hikaye hem ilginç hem de öğretici.
All our teachers were young and loved teaching.
- Tüm öğretmenler gençtiler ve öğretmeyi sevdiler.
He earns his living by teaching English.
- Hayatını İngilizce öğreterek kazanıyor.
Didn't they teach you common sense as well as typing at the school where you studied?
- Eğitim yaptığın okulda yazı yazmanın yanı sıra sağduyuyu öğretmediler mi?
What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers.
- Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.