This book is designed to teach children how to read.
- Bu kitap çocuklara nasıl okuyacağını öğretmek için tasarlandı.
I am very tired from teaching.
- Öğretmekten çok yoruldum.
I was taught English by a foreigner.
- Bana bir yabancı tarafından İngilizce öğretildi.
He taught himself French.
- Kendisine Fransızca öğretti.
Yumi will become a teacher.
- Yumi öğretmen olacak.
Are you a teacher or a student here?
- Siz burada bir öğretmen misiniz yoksa bir öğrenci misiniz?
I've been a ski instructor for three years.
- Üç yıldır bir kayak öğretmeniyim.
This book is both interesting and instructive.
- Bu kitap hem ilginç hem de öğretici.
All our teachers were young and loved teaching.
- Tüm öğretmenler gençtiler ve öğretmeyi sevdiler.
Your method of teaching English is absurd.
- Senin İngilizce öğretme yöntemin saçmadır.
I use animals to instruct people.
- İnsanlara öğretmek için hayvanları kullanırım.
Miss Smith teaches English at this school.
- Bayan Smith bu okulda İngilizce öğretmektedir.
He wanted to teach English at school.
- Okulda İngilizce öğretmek istedi.
What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers.
- Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.
Didn't they teach you common sense as well as typing at the school where you studied?
- Eğitim yaptığın okulda yazı yazmanın yanı sıra sağduyuyu öğretmediler mi?
Her job is to teach English.
- Onun işi İngilizce öğretmektir.
That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach.
- İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.
Teaching English is his profession.
- İngilizce öğretmek onun mesleğidir.