Tom and Mary aren't quite sure what to make of this.
- Tom ve Mary, bununla ilgili ne yapacaklarından pek emin değildir.
Actually, I'm not quite sure.
- Aslında pek emin değilim.
It will not make much difference whether you go today or tomorrow.
- Bugün ya da yarın gitmen pek fark yaratmayacak.
Tom and Mary don't have much in common.
- Tom ve Mary'nin pek çok ortak şeyleri yoktur.
That doesn't seem right.
- Bu pek doğru görünmüyor.
All right, I'm listening.
- Pekala, ben dinliyorum.
Most schools are closed today.
- Bugün pek çok okul kapalı.
Although Go is probably the most popular Japanese game in my country, at most only a few university students know it.
- Go büyük ihtimalle benim ülkemdeki en popüler Japon oyunu olsa da o bile bazı üniversite öğrencileri dışında pek bilinmiyor.
Maruyama Park is a place where a lot of people gather.
- Maruyama Parkı pek çok insanın toplandığı bir yerdir.
This dictionary contains a lot of information.
- Bu sözlük pek çok bilgi içermektedir.
Tom doesn't have very many friends.
- Tom'un pek çok arkadaşı yok.
I'm not very particular about food.
- Yemek hakkında pek müşgülpesent değilim.
Tom doesn't have a whole lot of time.
- Tom'un pek çok zamanı yoktu.
They have a lot in common.
- Onların pek çok ortak yanı var.
I'm really not much of a cook.
- Ben gerçekten pek aşçı değilim.
There is not much more to say.
- Söylenecek pek fazla şey yok.
The first time, she wasn't very firm with him.
- İlk kez, onunla pek sıkı değildi.