hiççi

listen to the pronunciation of hiççi
Türkçe - İngilizce
nihilist

Mary renounced her moral values and became a nihilist. - Mary ahlaki değerlerini reddetti ve bir hiççi oldu.

nihilist " nihilist; nihilistic" nihilist
hiç
nothing

She knows nothing about your family. - Aileniz hakkında hiçbir şey bilmiyor.

I've got nothing to say to him. - Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok.

hiç
never

I never read that book. - O kitabı hiç okumadım.

Life never ends but earthly life does. - Hayat hiç bitmez fakat dünyadaki hayat biter.

hiç
none

Any house is better than none. - Herhangi bir ev, hiç olmamasından daha iyidir.

I hope that none of them got into an accident. - Onlardan hiçbirinin kaza geçirmediğini umuyorum.

hiç
any

I don't know anything about her family. - Onun ailesi ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum.

I listened, but I didn't hear anything. - Dinledim fakat hiçbir şey duymadım.

hiç
zero

Nobody got zero in that test. - Hiç kimse o testten sıfır almadı.

hiç
{s} whatsoever

No creature whatsoever can live in space. - Hiçbir yaratık uzayda yaşayamaz.

There's no bread whatsoever in this house. - Bu evde hiç ekmek yok.

hiç
at all

That baby is really not cute at all. - O bebek gerçekten hiç şirin değildir.

To tell the truth, this matter does not concern it at all. - Gerçeği söylemek gerekirse, bu konu onu hiç ilgilendirmez.

hiç
{i} nil

No river in the world is longer than the Nile. - Dünyada hiçbir nehir Nil'den daha uzun değildir.

hiç
ever

Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work. - Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.

Have you ever been to Canada? - Hiç Kanada'ya gittin mi?

hiç
ought

I have no idea what I ought to do. - Ne yapmam gerektiğine dair hiçbir fikrim yok.

hiç
nix
hiç
aught
hiç
not at all

What that politician said is not at all true. - O politikacının söylediği hiç gerçek değil.

Getting excited is not at all the same as getting angry. - Heyecanlanmak kızmakla hiçte aynı değildir.

hiç
not a dreg
hiç
naught
hiç
cipher
hiç
nought
hiç
far from

I am far from satisfied with the result. - Sonuçtan hiç memnun değilim.

It is far from easy to understand it. - Bunu anlamak hiç de kolay değil.

hiç
no
hiç
not an iota
hiç
no whit
hiç
not in the least

You are not in the least happy. - Sen hiç mutlu değilsin.

She was not in the least pleased with my present. - O, hediyemden hiç memnun olmadı.

hiç
nary
hiç
null
hiç
nobody

Mary has nobody to talk with, but she doesn't feel lonely. - Mary'nin konuşacak hiç kimsesi yok fakat o kendini yalnız hissetmiyor.

Nobody lives in this house. - Bu evde hiç kimse yaşamıyor.

hiç
not a whit
hiç
ne'er
hiç
dust

Is there any home remedy for dust mites? - Toz akarları için hiç ev çözümü var mı?

Don't you ever dust this place? - Bu yerin hiç tozunu almıyor musun?

hiç
{i} zilch
hiç
whatever

Whatever happens, I won't tell anybody about it. - Ne olursa olsun, hiç kimseye bunun hakkında bir şey anlatmayacağım.

When he is drunk, he grumbles and fights. When he is sober, he lies on whatever comes to hand and says nothing. - O sarhoşken, homurdanıyor ve kavga ediyor. O ayıkken, eline ne gelirse atıyor ve hiçbir şey söylemiyor.

hiç
by any means

He could not by any means tolerate the ghastly smell of rotting onion. - O, hiçbir şekilde berbat çürüyen soğan kokusuna tahammül edemedi.

hiç
(deyim) far from it
hiç
e'er
hiç
not by a long sight
hiç
least of all
hiç
so far from
hiç
not exactly
hiç
not by a long ways
hiç
not one iota
hiç
in no way

Death in no way differs from life. - Ölüm hiç bir şekilde yaşamdan farklı değildir

This video is a harmless joke and is in no way meant to insult anyone. Any similarity with real characters or events is coincidental. - Bu video zararsız bir şakadır ve hiçbir şekilde kimseye hakaret etmek anlamına gelmez. Gerçek karakter veya olaylarla olan herhangi bir benzerlik tesadüftür.

hiç
(deyim) not a bit of it!
hiç
(Felsefe) nihil

Mary renounced her moral values and became a nihilist. - Mary ahlaki değerlerini reddetti ve bir hiççi oldu.

hiç
(deyim) when hell freezes over
hiç
for the life of me
hiç
a fat lot
hiç
not in the slightest
hiç
hardly

He was born so poor that he received hardly any school education. - O kadar fakir doğdu ki hiç okul eğitimi almadı.

Unfortunately I hardly speak any German. - Ne yazık ki neredeyse hiç Almanca konuşamıyorum.

hiç
not half
hiç
by no means

Nick is by no means satisfied with the reward. - Nic hiçbir şekilde ödülden memnun değil.

She is by no means polite. - O hiçbir şekilde kibar değil.

hiç
for nuts
hiç
nullity
hiç
(in questions and negative sentences) ever; at all
hiç
never, not at all; (soruda) ever; (addan önce) no; any; nothing
hiç
never, not at all
hiç
nothing, nothing at all
hiç
{k} not by a long shot
hiç
neer
hiç
{s} superficial

Do people ever accuse you of being superficial? - İnsanlar seni hiç yüzeysel olmakla suçlar mı?

hiç
tuppence
hiç
whit

In Africa, there is no difference between a white and a black. - Afrika'da beyaz biriyle siyah biri arasında hiçbir fark yok.

The next morning the White Duck wandered round the pond, looking for her little ones; she called and she searched, but could find no trace of them. - Ertesi sabah Beyaz Ördek, yavrularını arayarak göletin etrafında dolandı durdu; isimleriyle seslendi, aradı taradı ama onlara dair hiçbir ize rastlayamadı.

hiç
minus
Türkçe - Türkçe