Tom couldn't find Mary even though he said he looked just about everywhere.
- Tom neredeyse her yere baktığını söylese bile Mary'yi bulamadı.
I looked everywhere, but I couldn't find Tom.
- Her yere baktım fakat Tom'u bulamadım.
Tom rarely walks anywhere.
- Tom nadiren her yere yürür.
We can go anywhere we want.
- Biz istediğimiz her yere gidebiliriz .
These are on sale everywhere.
- Bunlar her yerde satılıyor.
A function that is differentiable everywhere is continuous.
- Ayırdedilebilir bir işlev her yerde süreklidir.
Tom can sleep anywhere.
- Tom her yerde uyuyabilir.
That kind of thing can't be found just anywhere.
- O tür şey her yerde bulunamaz.
A lot of people want peace all over the world.
- Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.
He had bruises all over after the fight.
- Uçuştan sonra her yerde morlukları vardı.
He left his books all around the house.
- O, kitaplarını evin her yerine bıraktı.
There were flowers all around.
- Her yerde çiçekler vardı.