To our surprise, she revived at once.
- Bizim için sürpriz oldu, o hemen yeniden hayata döndü.
Get ready for the trip at once.
- Hemen yolculuğa hazırlan.
I can't reply your message immediately, for I can't type fast.
- Hızlı yazamadığım için mesajına hemen cevap veremiyorum.
Search and rescue operations began immediately.
- Arama ve kurtarma operasyonları hemen başladı.
I was instantly attracted to her.
- Ondan hemen etkilendim.
Tom knew instantly that something was wrong.
- Tom bir şeylerin yanlış olduğunu hemen bildi.
What way do you vote, Matthew? Conservative, said Matthew promptly.
- Hangi şekilde oy veriyorsun, Matthew? Muhafazakar dedi Matthew hemen.
Please make your reservations promptly.
- Lütfen hemen rezervasyonunuzu yaptırın.
We ate a hasty meal and left immediately.
- Acele bir yemek yedik ve hemen ayrıldık.
Search and rescue operations began immediately.
- Arama ve kurtarma operasyonları hemen başladı.
Tom died almost instantaneously.
- Tom neredeyse hemen öldü.
The firemen had the fire out in no time.
- İtfaiyeciler yangını hemen söndürdüler.
Wait for me. I'll be back in no time.
- Beni bekle. Hemen döneceğim.
I'll be there the first thing in the morning.
- Sabah hemen orada olacağım.
I'll come to you straight away.
- Hemen sana geleceğim.
You should clean that cut straight away, you don't want to get an infection!
- O kesiği hemen temizlemelisin, enfeksiyon kapmak istemezsin!
The city hall is just around the corner.
- Belediye binası hemen köşede.
Tom usually goes to bed just before midnight.
- Tom genellikle gece yarısından hemen önce yatmaya gider.
Mr Yoshida directed me to come at once.
- Bay Yoshida hemen gelmemi emretti.
There are merits and demerits to both your opinions so I'm not going to decide right away which to support.
- Her iki görüşün avantajları ve dezavantajları vardır bu yüzden hangisini destekleyeceğime hemen karar vermeyeceğim.
The company is owned by a group of entrepreneurs who started it right after the war.
- Şirket savaştan hemen sonra başlayan bir grup girişimci tarafından alındı.
I told my wife to get ready in a hurry.
- Karıma hemen hazırlanmasını söyledim.
I plan to reply to his letter right away.
- Onun mektubunu hemen yanıtlamayı planlıyorum.
There are merits and demerits to both your opinions so I'm not going to decide right away which to support.
- Her iki görüşün avantajları ve dezavantajları vardır bu yüzden hangisini destekleyeceğime hemen karar vermeyeceğim.
Tom died almost instantaneously.
- Tom neredeyse hemen öldü.
He'll be out at lunch now, so there's no point phoning straight away.
- O şimdi öğle yemeğinde dışarıda olacak, bu yüzden hemen aramamız bir işe yaramaz.
You should clean that cut straight away, you don't want to get an infection!
- O kesiği hemen temizlemelisin, enfeksiyon kapmak istemezsin!
What way do you vote, Matthew? Conservative, said Matthew promptly.
- Hangi şekilde oy veriyorsun, Matthew? Muhafazakar dedi Matthew hemen.
Please make your reservations promptly.
- Lütfen hemen rezervasyonunuzu yaptırın.
He came to see you right after you left.
- O, sen gittikten hemen sonra seni görmeye geldi.
The company is owned by a group of entrepreneurs who started it right after the war.
- Şirket savaştan hemen sonra başlayan bir grup girişimci tarafından alındı.
May I do it right now?
- Onu hemen yapabilir miyim?
He'll be out at lunch now, so there's no point phoning straight away.
- O şimdi öğle yemeğinde dışarıda olacak, bu yüzden hemen aramamız bir işe yaramaz.
They hired Tom on the spot.
- Onlar Tom'u hemen oracıkta tuttu.
I paid his wages on the spot.
- Maaşını hemen ödedim.
As soon as you see this E-mail please reply right away.
- Bu e-postayı görür görmez lütfen hemen cevapla.
As soon as the argument ended, I left the office forthwith.
- Tartışma sona erer ermez, ben hemen ofisten ayrıldım.
As soon as the argument ended, I left the office forthwith.
- Tartışma sona erer ermez, ben hemen ofisten ayrıldım.
To our surprise, she revived at once.
- Bizim için sürpriz oldu, o hemen yeniden hayata döndü.
We must start at once.
- Biz hemen başlamalıyız.
Tom and Mary almost always play tennis after school.
- Tom ve Mary hemen hemen her zaman okuldan sonra tenis oynarlar.
Tom and Mary quarrel almost every day.
- Tom ve Mary hemen hemen her gün kavga ederler.
When I ask people what they regret most about high school, they nearly all say the same thing: that they wasted so much time.
- İnsanlara Lise yıllarında en çok pişman olduğunuz şey nedir? diye sorduğumda, hemen hemen hepsi aynı şeyi söylerler: Zamanımızın çoğunu boşa harcadık.
Tom is just about as tall as you are.
- Tom hemen hemen senin kadar uzun.
In America, my schedule is different and unique nearly every day.
- Amerika'da, benim programım hemen hemen her gün farklı ve benzersizdir.
When I ask people what they regret most about high school, they nearly all say the same thing: that they wasted so much time.
- İnsanlara Lise yıllarında en çok pişman olduğunuz şey nedir? diye sorduğumda, hemen hemen hepsi aynı şeyi söylerler: Zamanımızın çoğunu boşa harcadık.
Learning probably takes place in virtually every activity in which we take part.
- Öğrenme muhtemelen hemen hemen katıldığımız her faaliyette yer alır.
I could hardly understand him.
- Ben onu hemen hemen hiç anlayamadım.
It's hardly raining at all.
- Hemen hemen hiç yağmur yağmıyor.
Tom eats out almost every night.
- Tom hemen hemen her gece dışarıda yer.
Tom went drinking almost every night.
- Tom hemen hemen her gece içmeye gitti.
He has all but finished the work.
- Hemen hemen işi bitirdi.
We're practically family.
- Biz hemen hemen aileyiz.
Spanish and Portuguese are practically the same.
- İspanyolca ve Portekizce hemen hemen aynıdırlar.
Tom hardly ever speaks to me anymore.
- Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.
I hardly ever use cash anymore.
- Artık hemen hemen hiç nakit kullanmıyorum.
Just about everyone came.
- Hemen hemen herkes geldi.
Tom is just about as tall as you are.
- Tom hemen hemen senin kadar uzun.
I could hardly understand him.
- Ben onu hemen hemen hiç anlayamadım.
Your ideas are hardly practical.
- Sizin fikirleriniz hemen hemen hiç pratik değil.
Without her glasses she was as good as blind.
- Gözlüksüz o hemen hemen kördür.
Tom and Mary are as good as married.
- Tom ve Mary hemen hemen evlidir.
It's hardly raining at all.
- Hemen hemen hiç yağmur yağmıyor.
I could hardly understand him.
- Ben onu hemen hemen hiç anlayamadım.
Tom scarcely ever gets any exercise.
- Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.
We're getting out of here in a moment.
- Hemen şimdi buradan çıkıyoruz.
Masanın hemen önünde.
The patient is much the same as yesterday.
- Hasta dünkü durumuyla hemen hemen aynı.
When I ask people what they regret most about high school, they nearly all say the same thing: that they wasted so much time.
- İnsanlara Lise yıllarında en çok pişman olduğunuz şey nedir? diye sorduğumda, hemen hemen hepsi aynı şeyi söylerler: Zamanımızın çoğunu boşa harcadık.
Tropical rainforests are located near the equator, where it's almost always warm and wet.
- Tropikal yağmur ormanları hemen hemen her zaman sıcak ve nemli olan ekvator yakınında yer alırlar.
When I ask people what they regret most about high school, they nearly all say the same thing: that they wasted so much time.
- İnsanlara Lise yıllarında en çok pişman olduğunuz şey nedir? diye sorduğumda, hemen hemen hepsi aynı şeyi söylerler: Zamanımızın çoğunu boşa harcadık.
Layla and Sami barely knew each other.
- Leyla ve Sami birbirlerini hemen hemen hiç tanımıyorlardı.
He barely speaks to me anymore.
- O artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.
Tom pretty much keeps to himself.
- Tom hemen hemen kendisi için saklar.
That's pretty much everything you need to know.
- Bilmen gereken her şey hemen hemen bu.
Tom scarcely ever gets any exercise.
- Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.
Scarcely had the rain stopped before a rainbow appeared.
- Bir gökkuşağı belirmeden önce, hemen hemen yağmur durmuştu.
The mother said little to the sons.
- Anne oğullarına hemen hemen hiç bir şey söylemedi.
The mother said little to the daughters.
- Anne kızlarına hemen hemen hiç bir şey söylemedi.
Layla and Sami barely knew each other.
- Leyla ve Sami birbirlerini hemen hemen hiç tanımıyorlardı.
Tom barely speaks to me anymore.
- Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.
Tom remarried shortly after his wife's death.
- Tom karısının ölümünden hemen sonra yeniden evlendi.
Tom left the house shortly after Mary left.
- Tom Mary gittikten hemen sonra evden ayrıldı.
Tom left to go fishing shortly before dawn.
- Tom şafaktan hemen önce balık tutmaya gitmek için ayrıldı.
He reached home shortly before five o'clock.
- Saat beşten hemen önce eve vardı.
I need to speak with Tom right now.
- Tom'la hemen şimdi konuşmam gerekiyor.
Please come right now.
- Lütfen hemen şimdi gel.
Yes, but she left just now.
- Evet, ama o hemen şimdi gitti.
Dad just now went out.
- Babam hemen şimdi dışarı çıktı.
I was going to say that next.
- Onu hemen sonra söyleyecektim.
Heisei is next after the Showa era.
- Heisei, Showa döneminden hemen sonradır.
Tom scarcely ever gets any exercise.
- Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.
Almost all implementations of virtual memory divide the virtual address space of an application program into pages; a page is a block of contiguous virtual memory addresses.
- Hemen hemen tüm sanal bellek uygulamaları bir uygulama programının sanal adres alanını sayfalara böler; bir sayfa bitişik sanal bellek adreslerinden oluşan bir bloktur.
Learning probably takes place in virtually every activity in which we take part.
- Öğrenme muhtemelen hemen hemen katıldığımız her faaliyette yer alır.
Tom usually goes to bed just before midnight.
- Tom genellikle gece yarısından hemen önce yatmaya gider.
I feed my dog just before I eat dinner.
- Akşam yemeğini yemeden hemen önce köpeğimi beslerim.