It smelled really good.
- Gerçekten güzel koktu.
Attendance should be good provided the weather is favorable.
- Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.
We had a lovely meal.
- Biz güzel bir yemek yedik.
Because you're a sweet and lovely girl.
- Çünkü sen tatlı ve güzel bir kızsın.
It was hard for me to act pleasantly to others.
- Başkalarına güzel bir şekilde davranmak benim için çok zordu.
It was a pleasant day, but there were few people in the park.
- Güzel bir gündü ama parkta çok az kişi vardı.
I am more beautiful than you.
- Ben senden daha güzelim.
What a beautiful rainbow!
- Ne güzel bir gökkuşağı!
I found at my elbow a pretty girl.
- Yanı başımda güzel bir kız buldum.
Betty is a pretty girl, isn't she?
- Betty güzel bir kızdır, değil mi?
The style is nice, but do you have it in a different color?
- Tarz güzel, ama farklı bir renginiz var mı?
I hope it will be nice.
- Havanın güzel olacağını umuyorum.
He wrote a fine preface to the play.
- O, oyun için güzel bir önsöz yazdı.
His speech contained many fine phrases.
- Konuşması birçok güzel cümle içeriyordu.
Mary is not only beautiful, she's smart, too.
- Mary sadece güzel değil, o akıllı da.
I think it's the smart thing to do.
- Sanırım o yapmak için güzel şey.
The beauty of the scenery is beyond description.
- Manzaranın güzelliği kelimelerle anlatılamaz.
How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon?
- Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?
It is likely to be fine tomorrow.
- Yarın hava muhtemelen güzel olacak.
He had handsome dark eyes with long lashes.
- Onun uzun kirpikli güzel koyu gözleri vardı.
A very handsome prince met an exceptionally beautiful princess.
- Çok yakışıklı bir prens istisnai güzel bir prensesle tanıştı.
She can sing and dance beautifully.
- O güzel şekilde şarkı söyleyebilir ve dans edebilir.
The trick worked beautifully.
- Hile çok güzel çalıştı.
Why sentences? …you may ask. Well, because sentences are more interesting.
- Neden cümleler? ... diye sorabilirsiniz. Güzel, çünkü cümleler daha ilgi çekicidir.
Mariko speaks English well.
- Mariko İngilizceyi güzel konuşur.
We stood looking at the beautiful scenery.
- Biz güzel manzaraya bakarak ayakta durduk.
I advised the shy young man to declare his love for the beautiful girl.
- Ben, utangaç genç adama güzel kıza aşkını ilan etmesini tavsiye ettim.
The fire's blazing nicely now.
- Ateş artık güzelce yanıyor.
Tom's creative thinking nicely complemented Mary's organizational talents.
- Tom'un yaratıcı düşüncesi Mary'nin örgütsel yeteneklerini güzelce tamamladı.
I can't help but feel like the ending of Breaking Bad was ridiculously rushed, still an amazing show but it could've been better.
- Kendimi Breaking Bad'in sonunun gülünç bir şekilde aceleye getirildiğini düşünmekten alıkoyamıyorum - yine de çok güzel bir dizi ama daha iyi olabilirdi.
Time is a good physician, but a bad cosmetician.
- Zaman iyi bir hekim ama kötü bir güzellik uzmanıdır.
Jane is fat and rude, and smokes too much. However, Ken thinks she's lovely and charming. That's why they say love is blind.
- Jane şişman ve kaba ve çok sigara içiyor. Fakat, Ken onun güzel ve çekici olduğunu düşünüyor. Aşkın gözü kördür demelerinin nedeni bu.
How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon?
- Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?
Fifth Avenue is an elegant street.
- Beşinci sokak güzel bir sokaktır.
The most beautiful flowers have the sharpest thorns.
- En güzel çiçeklerin en keskin dikenleri vardır.
A pretty girl like you will definitely be noticed.
- Senin gibi güzel bir kız kesinlikle fark edilir.
The real definition of science is that it's the study of the beauty of the world.
- Bilimin gerçek tanımı, dünyanın güzelliğini araştırmaktır.
She said that she was good-looking.
- O, güzel olduğunu söyledi.
Mary is a good-looking woman.
- Mary güzel bir kadın.
She has beautiful rosy cheeks.
- Onun güzel al yanakları var.
Ice skating can be graceful and beautiful.
- Buz pateni zarif ve güzel olabilir.
She is beautiful, and what is more, very graceful.
- O güzel ve ayrıca çok zarif.
Life isn't fair, but it's still good.
- Yaşam adil değil ama hala güzel.
She was the fairest in the whole land.
- O bütün ülkenin en güzeliydi.
I have three beautiful granddaughters.
- Üç tane güzel kız torunum var.
My grandfather goes for a walk on fine days.
- Dedem güzel günlerde yürüyüşe gider.
That dress looks stunning on you.
- Şu elbise üstünde çok güzel görünür.
Alice has stunning legs.
- Alice çok güzel bacaklara sahip.
Mary isn't as beautiful as her sister, but she's still quite attractive.
- Mary kız kardeşi kadar güzel değil fakat hâlâ oldukça çekici.
She is very pretty, I mean, she is attractive and beautiful.
- O çok sevimlidir, yani, çekici ve güzeldir.
You're definitely prettier than Mary.
- Kesinlikle Mary'den daha güzelsin.
No girl in my class is prettier than Linda.
- Sınıfımdaki hiçbir kız Linda'dan daha güzel değildir.
This woman is very good looking.
- Bu kadın çok güzel görünüyor.
That lady is very good looking.
- O hanım çok güzel gözüküyor.
Mary looked like Belle from the Beauty and the Beast.
- Mary Güzel ve Çirkin'den Belle'ye benziyordu.
The cheesecake tasted too sweet.
- Peynirli kekin tadı çok güzeldi.
Because you're a sweet and lovely girl.
- Çünkü sen tatlı ve güzel bir kızsın.
It is possible to launder language to make it more appealing and uplifting.
- Onu daha güzel ve çekici yapmak için dili aklamak mümkündür.
Attendance should be good provided the weather is favorable.
- Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.