Hepsi bununla tamamlandı.
- All is completed with this.
Onların hepsi sadece kızları götürmek için buradalar.
- All of them are just here to pick up girls.
Yapmanız gereken her şey bu evrakı imzalamaktır.
- All you have to do is sign this paper.
Aşkta ve savaşta her şey adildir.
- All's fair in love and war.
Bahçedeki bütün çiçekler sarı.
- All the flowers in the garden are yellow.
Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.
- Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection.
Tom tamamen bitkindi.
- Tom was all worn out.
Tepe tamamen karla kaplıydı.
- The hill was all covered with snow.
Ben dünyadaki tüm kuşların efendisiyim ve sadece düdüğüme üflemek zorundayım ve her biri bana gelecektir.
- I am master of all the birds in the world, and have only to blow my whistle and every one will come to me.
Her biri için bir dizüstü bilgisayar yerine bütün konularım için üç halkalı klasör kullanırım.
- I use a three-ring binder for all my subjects instead of a notebook for each one.
O özbeöz Amerikalı bir adamla evlenmek istedi.
- She wanted to marry an all-American man.
Bill her zaman dürüsttür.
- Bill is honest all the time.
Parlayan her şey altın değildir.
- All that glitters is not gold.
Ben uyandığımda, diğer tüm yolcular inmişti.
- When I woke up, all other passengers had gotten off.
Bahçedeki tüm çiçekler sarı.
- All the flowers in the garden are yellow.
Üzgünüm, mantıların tümü bitti.
- I'm sorry, we're all out of manti.
Sıcak suyun tümünü kullanma.
- Don't use all the hot water.
Tom büsbütün o kadar kötü olamaz.
- Tom can't be all that bad.
Tüm İngilizce sözcüklerin %80'i diğer dillerden gelmiştir.
- 80% of all English words come from other languages.
Diğer tüm diller Uygurca'dan daha kolaydır.
- All the other languages are easier than Uighur.