Definition of yığını in Turkish English dictionary
- stack of
- pile of
This car is a pile of rubbish.
- Bu otomobil bir çöp yığını.
There is a large pile of rubble where the school building used to be.
- Okul binasının olduğu yerde büyük bir moloz yığını var.
- mound
- yığın
- {i} stack
There was a stack of newspapers in the corner of the room.
- Odanın köşesinde bir gazete yığını vardı.
I found a stack of old National Geographic magazines at my parents' house.
- Ebeveynlerimin evinde bir yığın National Geographic dergisi buldum.
- yığın
- batch
- yığın
- heap
The wood was kindled, the flames arose, and a mouldering heap of ashes was soon all that remained of Mrs Askew and her fellow martyrs.
- Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.
Tom's compost heap got so hot that it spontaneously combusted.
- Tom'un gübre yığını o kadar çok ısındı ki o kendiliğinden yaktı.
- yığın
- {i} chunk
Tom was injured when a large chunk of ice slid off the roof and hit him.
- Büyük bir buz yığını çatıdan kaydığında ve ona çarptığında Tom yaralandı.
- yığın
- {i} bulk
- yığın
- {i} mountain
- kum yığını
- sand bar
- yığın
- crowd
- yığın
- budget
- yığın
- {i} conglomerate
- yığın
- {i} hill
- ekin yığını
- stack
- kırpıntı yığını
- scrap heap
- yığın
- bundle
- yığın
- (Pisikoloji, Ruhbilim) aggregate
- yığın
- stacked
- yığın
- set
- yığın
- lot
- yığın
- (Arılık) settle
- yığın
- masses
The dumb masses believe that Mandela was a decent man.
- Aptal yığınlar Mandela'nın iyi bir adam olduğuna inanıyorlar.
- yığın
- (Biyokimya) group
- yığın
- dollop
- yığın
- body
- yığın
- (Jeoloji) dump
This place is a dump.
- Bu yer bir çöp yığını.
- çöp yığını
- dunghill
- yığın
- bank
- yığın
- pile
This car is a pile of rubbish.
- Bu otomobil bir çöp yığını.
Tom put a pile of letters on Mary's desk.
- Tom, Mary'nin masasının üstüne bir yığın mektup koydu.
- yığın
- huddle
- yığın
- wilderness
- yığın
- mound
- yığın
- parcel
- yığın
- congeries
- yığın
- agglomeration
- yığın
- crop
- yığın
- conglomeration
- yığın
- mint
- yığın
- volume
- yığın
- pot
He spends pots of money for travelling.
- O seyahat için yığınla para harcar.
- tahıl yığını
- grain heap
- beton yığını
- concrete jungle
- beton yığını
- (deyim) a concrete jungle
- biçilmiş ekin yığını
- swathe
- cüruf yığını
- spoil bank
- denetim yığını
- control stack
- döküntü yığını
- scrap heap
- ekin demetleri yığını
- (Tarım) stook
- ekin yığını
- mow
- eğreltiotu yığını
- bracken
- form yığını
- (Bilgisayar) stack of forms
- gübre yığını
- dung hill
- halk yığını
- multitude
- hurda yığını
- scrap heap
- hurda yığını
- heap
- karmakarışık hurufat yığını
- pie
- kayma yığını
- sliding mass
- kuru ot yığını
- rick
- kuru ot yığını
- haystack
- kuru ot yığını
- hayrick
- kuru ot yığını
- pike
- kömür yığını
- coal pile
- malzeme yığını
- stocks of material
- mezarın üstündeki toprak yığını
- burial mound
- odun yığını
- cordwood
- odun yığını
- woodpile
- ot yığını
- cock
- ot yığını
- mow
- ot yığını
- haycock, hayrick, mow
- rüzgârla oluşan kar yığını
- snowdrift
- saman yığını
- rick
- saman yığını
- cock
- sap yığını
- hayrick
- sap yığını
- haystack
- sinir hücreleri yığını
- nucleus
- toprak yığını
- mound
- tırpanla biçilmiş ekin yığını
- swath
- yığın
- crowd, throng, mass, passel (of people)
- yığın
- bulk , mass , stack
- yığın
- lump
- yığın
- mass
The dumb masses believe that Mandela was a decent man.
- Aptal yığınlar Mandela'nın iyi bir adam olduğuna inanıyorlar.
- yığın
- heap, pile; crowd; mass, masses; stack; (ağaç, bitki, çalılık) clump; bank; batch, set
- yığın
- aggregation
- yığın
- agglomerate
- yığın
- accumulation
- yığın
- tons
- yığın
- drove
- yığın
- force
- yığın
- clamp
- yığın
- flock
- yığın
- heap, pile, or stack
- yığın
- cartload
- yığın
- collection
- yığın
- stockpile
- yığın
- clump
- yığın
- {i} raft
- yığın
- {i} swarm
- yığın
- ton
- yığın
- {i} slew
- yığın
- loads
- yığın
- wadge
- yığın
- {i} peck
- yığın
- {i} pack
- çöp yığını
- dumping
- çöp yığını
- midden
It is an ancient midden, presently an archaeological treasury.
- Eski bir çöp yığını şu anda arkeolojik bir hazinedir.
- çöp yığını
- dump
This place is a dump.
- Bu yer bir çöp yığını.
- ölü yakılan odun yığını
- pyre
- ölü yakılan odun yığını
- funeral pyre