Tom wanted desperately to believe what Mary said was true.
- Tom Mary'nin söylediğinin gerçek olduğuna umutsuzca inanmak istedi.
Desperate men often do desperate things.
- Umutsuz insanlar çoğu kez korkunç şeyler yaparlar.
You're not that hopeless.
- O kadar umutsuz değilsin.
Tell her this is hopeless.
- Ona bunun umutsuz olduğunu söyle.
Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak.
- Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.
The news dashed our hopes.
- Haber umutlarımızı yıktı.
I hope for your success.
- Ben sizin başarınız için umutluyum.
I had great expectations for Tom.
- Tom için büyük umutlarım vardı.
Parents were hopeful about the future.
- Ebeveynler gelecek hakkında umutluydu.
I feel hopeful about the future.
- Gelecekle ilgili umutlu hissediyorum.
Our prospects for victory are excellent at the moment.
- Zafer umutlarımız şu anda mükemmel.
What wonderful prospect is waiting for you on the other side of the door? None!
- Bu kapının ardında seni hangi parlak umutlar bekliyor? Hiç!
To hope is better than to despair.
- Umutlanmak umutsuzluktan iyidir.
I guess it was too much to hope for.
- Sanırım bu umut etmek için çok fazlaydı.