Select Keyboard: Türkçe ▾ X
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
|
Dün gece bir arkadaşınızın doğum gününü, saçıp savurarak tamamen tükettiğimiz şampanya kasalarıyla kutladık.
- Last night, we celebrated a friend's birthday with cases of Champagne, we ended up completely wasted.
Polis kasanın içine bakmaya karar verdi.
- The police have decided to look into the case.
Tom CD'yi kutusundan çıkardı ve onu çalara taktı.
- Tom took the CD from its case and inserted it in the player.
Tom CD'yi kutusundan çıkardı ve onu çalara taktı.
- Tom took the CD out of its case and put it into the player.
Tom'un vaka yöneticisiyim.
- I'm Tom's case manager.
Bu yıl çok sayıda kolera vakası yaşandı.
- There have been many cases of cholera this year.
Bir deprem durumunda, gazı kapatın.
- In case of an earthquake, turn off the gas.
Durumla başa çıkmak benim için zor.
- It is difficult for me to handle the case.
Dan, Linda'yı yastık kılıfıyla boğdu.
- Dan strangled Linda with a pillow case.
Tom'un gitarı için bir kılıfı yoktu.
- Tom didn't have a case for his guitar.
O, bir cinayet olayına karıştı.
- He was involved in a murder case.
Bu olayı araştıracağım.
- I'm going to investigate this case.
Kalem çantası masanın üstünde.
- The pencil case is on the table.
Makyaj çantamı bulamıyorum.
- I can't find my vanity case.
Ona, bu valizi üst kata taşıtacağım.
- I'll get him to carry this case upstairs.
Bir sorun olması durumunda her zaman ona güvenirim.
- I always rely on him in case there's a problem.
Senin ciddi bir güneş yanığı sorunun var.
- You have a serious case of sunburn.
Kırmızı lamba tehlike halinde yanar.
- The red lamp lights up in case of danger.
Yağmur yağması halinde, gitmem.
- In case it rains, I won't go.
Cinayet davasıyla ilgili duyduklarına şaşırdı.
- He was surprised to hear about the murder case.
O, cinayet davası ilgili gerçeği ortaya çıkardı.
- He brought out the truth of the murder case.
Bir deprem durumunda, gazı kapatın.
- In case of an earthquake, turn off the gas.
Birisi içeri girmeye çalışır diye kapıyı kilitledim.
- I locked the door, in case someone tried to get in.
Polis davayla ilgili yeni kanıtlar ortaya çıkarmıştır.
- The police have uncovered new evidence related to the case.
Polis cesedin yanında bir mermi kovanı buldu.
- The police found a cartridge case next to the body.
Deliller olayın tam tersi olduğuna işaret ediyor.
- The evidence suggests the opposite is the case.
Hastalanırsan bu ilacı al.
- Take this medicine in case you get sick.
Bir hasta geç dönem kürtaj yapılabilir mi?
- Can a case be made for late-term abortions?
Sami, Leyla ile bir konuyu görüşmek istiyordu.
- Sami wanted to discuss a case with Layla.
Yargıç jüriye davayı görüşmemesini söyledi.
- The judge told the jury not to discuss the case.
Bu nedenle, onun söyleyecek çok az şeyi vardı.
- That being the case, he had little to say.
Bu ambalajdaki yumurtalar diğer ambalajdakilerden daha tazedir.
- The eggs in this case are fresher than those in the other case.
Polis cesedin yanında bir mermi kovanı buldu.
- The police found a cartridge case next to the body.
Yangın olduğu takdirde bu butona bas!
- Push this button in case of fire!
Gelemediği takdirde, onun yerini almak zorunda kalacaksınız.
- You'll have to take his place in case he can't come.
You are in the grounds of Brockholes Abbey, a house into which a great deal of valuable property has just been moved. And your job is to case the joint for a break in.
The doctor told us of an interesting case he had treated that morning.
In case of fire, break glass.
Latin has six cases, and remnants of a seventh.
There were another five cases reported overnight.
Latin is a language that employs case.
... ELON MUSK: Yeah, actually, that seems to be the case. ...
... But in our case, there's less inventory, the targeting is ...