Yeterli tinerimiz olduğunu sanmıyorum.
- I don't think we have enough paint thinner.
Tinere ihtiyacımız var.
- We need paint thinner.
O her gün daha ince görünüyordu.
- He appeared thinner every day.
Mary dikey çizgili giysiler giymekten hoşlanır çünkü onların daha ince gösterdiğini duymuş.
- Mary likes to wear clothes with vertical stripes, because she heard they make you look thinner.
Bu iplik insan saçından daha incedir.
- This thread is thinner than a human hair.
Kameri ayın ikinci yarısı boyunca ay her gece incelir. Biz buna küçülme diyoruz.
- During the second half of the lunar month, the Moon grows thinner each night. We call this waning.
Tom Mary'nin nasıl zayıf kaldığını bilmediğini söylüyor.
- Tom says he doesn't know how Mary stays so thin.
O, acı verecek şekilde zayıftı.
- She was painfully thin.
Buz kaymak için çok ince.
- The ice is too thin to skate on.
İki şey arasında ince farklar var.
- There are subtle differences between the two things.
İnsanların senin güçsüz olduğunu düşünmesini istiyor musun?
- Do you want people to think you're weak?
Düşündüğün kadar güçsüz değilim.
- I'm not as weak as you think I am.
Birçok erkek de zayıflamak istiyor.
- Many men want to be thin, too.
Zayıflamak için en iyi yolun ne olduğunu düşünüyorsun?
- What do you think the best way to lose weight is?
Cidden boşanmayı düşünüyor musunuz?
- Are you seriously thinking about getting a divorce?
Sizce ben zamanımı boşa harcıyor muyum?
- Do you think I'm wasting my time?
Tom asla hatalı olduğunu kabul etmez, çünkü onun bir zayıflık işareti olduğunu düşünür.
- Tom never admits that he's wrong, because he thinks that's a sign of weakness.
Soğuk algınlığına yakalanmış olabileceğimi düşünüyorum.
- I think I might've caught a cold.
Tom bu ilacı alırsa soğuk algınlığından kurtulabileceğini söylüyor.
- Tom thinks he can get rid of his cold if he takes this medicine.
Onların cansız olduklarını düşünüyor musun?
- Do you think they're dead?
Sanırım beni hafife alıyorsun.
- I think you underestimate me.
Bu şeyleri hafife almamalısın.
- You shouldn't take those things for granted.
Tom aşırı derecede sıskaydı.
- Tom was painfully thin.
Tom zayıf ve sıska arasındaki farkı bilmiyor.
- Tom doesn't know the difference between thin and scrawny.
Eskiden bu gömlek sana çok yakışırdı ama sanırım kurutma makinesinde çekmiş.
- That shirt used to look really nice on you, but I think it shrank in the dryer.
Hava çok iyi, kuruması için çamaşırlarımı dışarıya asmayı düşünüyorum.
- The weather's so good I think I'll hang the laundry out to dry.
Ekmeği incecik dilimle.
- Slice the bread very thinly.
Su her şeyin anasıdır; her şey sudan gelir, ve suya döner.
- Water is the principle of all things; all comes from water, and to water all returns.
Bu bütün bir şey sudan bir mazeretti.
- This whole thing was a lame excuse.
Tom'un verimsiz olduğunu düşünüyorum.
- I think Tom is inefficient.
Tom seyrek şarkı söyler ama sanırım bu gece söyleyecek.
- Tom seldom sings, but I think he will tonight.
Yeterli tinerimiz olduğunu sanmıyorum.
- I don't think we have enough paint thinner.
Tinere ihtiyacımız var.
- We need paint thinner.
Turpentine or mineral spirits can be used as a thinner for oil based paints.
thin person.
thin covering.
thin string.
... the lighter, thinner, substance oozing from the ground along with it ...
... It's really slick. It's thinner and lighter than you'd ever imagine. ...