Uçak saatte beş yüz kilometre hızla uçar.
- The airplane flies at a speed of five hundred kilometers per hour.
Yarın on saat çalışmak zorunda kalacağım.
- I'll have to study ten hours tomorrow.
Dört kere beş 20'dir.
- Four times five is 20.
İki kere iki dört eder.
- Two times two is four.
Dün akşam iyi bir vakit geçirdim.
- I had a good time last evening.
O, yarın bu vakitte Londra'da olacak.
- He will be in London at this time tomorrow.
Bu defa hatalı olan benim gibi görünüyor.
- This time, it looks like it is me who is wrong.
İlk defa mı tadına bakıyorsun?
- Is this the first time you have tasted it?
Zamanın ölçüsü nedir?
- What are the measures of time?
Ne zaman geri döneceksin?
- What time will you be back?
Eğer bir süre evden uzak olursam, posta servisini bırakacağım.
- If I'm away from home for a period of time, I will stop mail delivery.
Oda uzun süredir boş.
- The room has been empty for a long time.
Ben okula gitmeden önce bir saatlik koşuya vakit ayırdım.
- I put in an hour of jogging before I go to school.
Ev ödevi yapmam gerektiğinde erkek kardeşim her zaman bana yardım eder.
- When I have homework to do, my brother always helps me with it.
Ne zaman orada olmam gerektiğinden emin değilim.
- I'm not sure when I should be there.
Dört çarpı beş yirmidir.
- Four times five is twenty.
Tom üç kez yıldırım tarafından çarpıldı.
- Tom has been struck by lightning three times.
O zaman Japonya'da hiç demir yolu yoktu.
- There were no railroads at that time in Japan.
Sanırım hoşça kal dememin zamanıdır.
- I think it's time for me to say goodbye.
O otobüs günde kaç kez çalışır?
- How many times a day does that bus run?
Bu ilaçlardan günde üç kez alınmalı.
- These medicines should be taken three times a day.
Bir mıknatıs bir seferde çok sayıda çiviyi toplayabilir ve tutabilir.
- A magnet can pick up and hold many nails at a time.
Bir dahaki sefere beni görmeye geldiğinde, sana kitabı göstereceğim
- Next time you come to see me, I will show you the book.
Postacı ne zaman gelir?
- What time does the mailman come?
Sonunda bu son üç hafta boyunca almış olduğum postaları yanıtlamak için zamanım var.
- I finally have time to reply to the mail that I have received these past three weeks.
Nihayet bu üç hafta içinde aldığım postayı yanıtlamak için zamanım var.
- Finally I have time to reply to the mail I received these three weeks.
Tom nihayet öğle yemeği sırasında buraya geldi.
- Tom finally got here around lunch time.
Biz ne zaman yola çıkarız?
- What time do we leave?
Ben bir kez daha hava yoluyla gidersem uçakta beş kez uçmuş olurum.
- If I go by air one more time, I'll have flown in an airplane five times.
Beni ilk adımla çağırmanı senden kaç kez istemek zorundayım?
- How many times do I have to ask you to call me by my first name?
Eski çağlarda tuz az bulunan ve maliyetli bir metaydı.
- Salt was a rare and costly commodity in ancient times.
Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!
- Times are tough. Try to be strong!
Bir müddet yürüyerek göle geldik.
- Having walked for some time, we came to the lake.
Bir dahaki sefere saat onda, 1 Haziran'da, gelecek sene buluşacağız.
- We'll meet next time at ten o'clock, June the first, next year.
Bir dahaki sefere bunun bedelini ödersin!
- Next time you'll pay for it!
George, son zamanlarda üç saatlik mücadeleden sonra yakaladığı 30 paundluk bir levreği tanımlıyordu.
- George was describing a 30 pound bass he'd caught recently after fighting it for three hours.
Birkaç sayfa ingilizceyi çevirmek iki saatten daha fazla zamanımı aldı.
- It took me more than two hours to translate a few pages of English.
Zamana ayak uydurmak kolay değil.
- It's not easy to keep up with the times.
Zamana ayak uydurmak için yeni bir bilgisayar aldım.
- I bought a new computer to keep up with the times.
Bu fabrikayı kurmak, uzun bir zamana ve bir sürü paraya mal oldu.
- It took a long time and a lot of money to build this factory.
Duydum ki İngiliz insanlarla arkadaşlık kurmak zaman alıyor.
- I hear it takes time to make friends with the English people.
Lütfen senin için en uygun zamanda git.
- Please go at the most convenient time for you.
Toplantımız için uygun zaman bulabilir misin?
- Can you find suitable time for our meeting?
Misafirler geldiğinde, o piyano çalıyordu.
- She was playing the piano when the guests arrived.
O geldiğinde başlayacağız.
- We will start when he comes.
Ben bir çocukken burada çok vakit harcadım.
- I spent a lot of time here when I was a kid.
Üzücü haber geldiğinde çok iyi vakit geçiriyordum.
- I was having a very good time, when the sad news came.
The time will come when you will regret it.
- The time will come when you will regret this.
Stars emanate gamma rays when they explode.
- Stars emit gamma rays at the time of their explosion.
A computer keeps time using a clock battery.
We had a wonderful time at the party.
In my time, we respected our elders.
These times were erroneously converted between zones.
That is four times as heavy as this.
Let's synchronize our watches so we're not on different time.
Okay, but this is the last time. No more after that!.
O the times, O the customs! (Cicero).
The bomb was timed to explode at 9:20 p.m.
The algorithm runs in O(n^2) time.
the ebb and flow of time.
It's time we were going.
That is a pure waste of time.
- It is a sheer waste of time.
It is a sheer waste of time.
- That is a pure waste of time.
... But I don't have time to pick them out because ...
... At any given time, we are running a collection of ...