Çoğu kalelerin onları çevreleyen bir hendeği vardır.
- Most castles have a moat surrounding them.
Çevreleyen tepeler kasabayı korudu.
- The surrounding hills protected the town.
Onların onun etrafını çevirdiğini gördüm.
- I saw them surrounding him.
Çevreleyen tepeler kasabayı korudu.
- The surrounding hills protected the town.
Çoğu kalelerin onları çevreleyen bir hendeği vardır.
- Most castles have a moat surrounding them.
Onlar bizi kuşatıyor.
- They're surrounding us.
Çocukların mutlu bir ev ortamına ihtiyacı var.
- Children need a happy home environment.
Tom çok dilli bir ortamda büyüdü.
- Tom grew up in a multilingual environment.
Apaçık ortadadır ki, insan davranışları çevre için radyasyondan daha tehlikelidir.
- It's evident that human behaviour is more dangerous for the environment than radiation.
O, çevreden sorumlu bakandır.
- He is the minister responsible for the environment.
Kendisini yeni çevresine adapte etmeyi zor buldu.
- She found it was difficult to adapt herself to her new surroundings.
Yeni çevreyi benimsemelisin.
- You must assimilate into new surroundings.
Aslanlar Tom'u her tarafından çevirdi.
- Lions surrounded Tom on all sides.
Onların onun etrafını çevirdiğini gördüm.
- I saw them surrounding him.
Sabaha kadar düşman ordusunun kampı kuşatılmıştı.
- Until the morning, the camp of the enemy army was surrounded.
Polis tarafından kuşatıldık.
- We're surrounded by police.
Yaşlı bir adam etrafı torunlarıyla çevrili olarak oturdu.
- An old man sat surrounded by his grandchildren.
Evin etrafını çevirttik.
- We've got the house surrounded.
Çoğu kalelerin onları çevreleyen bir hendeği vardır.
- Most castles have a moat surrounding them.
Müzik hayatımızı hava gibi çevreler.
- Music surrounds our lives like air.
and this way they get rid of those grand and stubborn opinions that surround them.
... cousins from the surrounding area sell their produce at a pretty local market ...
... at the people surrounding they said was exactly the same as the other way you ...