Diğer galaksilerde hayat olsa bile, insanın onları incelemek için ışık hızında seyahat etmesi imkansızdır.
- Even if there is life in other galaxies, it is impossible for man to travel at the speed of light to study them.
Yıldızları incelemek için bir gözlemevi yaptı.
- He built an observatory to study the stars.
O kadar çok televizyon izlemeseydi, çalışmak için daha fazla zamanı olurdu.
- If he did not watch so much television, he would have more time for study.
Arapça çalışmak istiyorum.
- I would like to study Arabic.
Tarih çalışmayı severim.
- I like studying history.
Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.
- Before going to study in Paris, I have to brush up on my French.
Araştırma turuna katıldım.
- I joined the study tour.
Okyanus araştırmasının geleceğini onun geçmişiyle tahmin edeceksek birçok heyecan verici keşifleri elbette dört gözle bekleriz.
- If we are to judge the future of ocean study by its past, we can surely look forward to many exciting discoveries.
Öğrenim yapmak gerçekten kolay bir şey değildir.
- Studying really isn't something easy.
Gelecek yıl yurtdişinda öğrenim yapmak istiyorum.
- I want to study abroad next year.
Bir portre yapmaya hazırlanırken, arkadaşlarım konuyu yakından incelemek için bir sürü fotoğraf çeker.
- In preparation for painting a portrait, my friend takes many photographs in order to study the subject closely.
Yıldızları incelemek için bir gözlemevi yaptı.
- He built an observatory to study the stars.
Sık sık kendini çalışma odasına kapatır ve böyle şeyler yazar.
- He often shuts himself up in the study and writes things like this.
Babam bir garajı bir çalışma odasına dönüştürdü.
- My father converted a garage into a study.
Tom Fransızca öğrenme isteğini kaybetti.
- Tom has lost interest in studying French.
Çok çalışmalısın ve çok şey öğrenmelisin.
- You must study hard and learn many things.
Almanya'da öğrenim görmek istiyor musun?
- Do you want to study in Germany?
Neden yurtdışında öğrenim görmek istiyorsunuz?
- Why do you want to study abroad?
Biz aynı sınıfta İngilizce öğrenimi görmekteyiz.
- We study English in the same class.
Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım.
- Before going to study in Paris, I have to brush up on my French.
Her gün İngilizce çalışıyor musun?
- Do you study English every day?
Yurtdışında okumaya karar verdim.
- I decided to go abroad to study.
Yurtdışında okumaya karar verdim.
- I made a decision to study abroad.
On aydır Çin'de okumaktayım.
- I've been studying in China for ten months.
Neden yurtdışında okumak istiyorsunuz?
- Why do you want to study abroad?
Çalışma yapmak için çok yorgunum.
- I'm too tired to do study.
Öğrenmek için her gün okula gider.
- He goes to school to study every day.
Çince öğrenmek çok zor gibi görünse de, düşündüğünüz kadar zor değil.
- Although it seems very difficult to study Chinese, it's not as hard as you think.
Biz Japon tarihini incelemek için müzeye gittik.
- We went to the museum to study Japanese history.
Bir portre yapmaya hazırlanırken, arkadaşlarım konuyu yakından incelemek için bir sürü fotoğraf çeker.
- In preparation for painting a portrait, my friend takes many photographs in order to study the subject closely.
Kütüphanede çalışmayı denemek isteyebilirsin.
- You might want to try studying in the library.
Biraz daha çok çalışmayı denemeni tavsiye ediyorum.
- I recommend you try studying a bit harder.
Bilimin gerçek tanımı, dünyanın güzelliğini araştırmaktır.
- The real definition of science is that it's the study of the beauty of the world.
Profesör Kay kırk yıldır böcekleri araştırmaktadır.
- Professor Kay has been studying insects for forty years.
Öğretmenin konuşması, Mary'nin daha sıkı çalışması için gayrete getirir.
- The teacher's talk stimulates Mary to study harder.
İngilizce çalışmaya ne zaman başladınız?
- When did you begin studying English?
Japonca çalışmaya başlayalı kırk yıl oldu.
- It is forty years since I began studying Japanese.
Sıkı çalışsa, sınavı geçebilir.
- If she studied hard, she could pass the exam.
Keşke sınav için daha sıkı çalışsaydım.
- If only I had studied harder for the exam.
Yemekten sonra, üç saat boyunca, o derslerini çalışır.
- After supper, he studies his lessons for three hours.
Bazı öğrenciler spor adına derslerini ihmal ederler.
- Some students neglect their studies in favor of sports.
Çalışarak harcadığından daha fazla zaman harcamalısın.
- You should spend more time studying than you do.
Zamanımın çoğunu Fransızca çalışarak geçirdim.
- I spent a lot of my time studying French.
Tarih çalışmayı severim.
- I like studying history.
Niçin çok İngilizce çalışıyorsun?İngilizce öğretmeni olmak için.
- Why are you studying English so hard? To be an English teacher.
O İngiliz tarihi okudu.
- He studied English history.
O, Harvard'da hukuk okudu.
- He studied law at Harvard.
Araştırmalar, temel barınma ve gıda ihtiyaçları karşılanır karşılanmaz, ilave zenginliğin mutluluğa çok az şey kattığını gösteriyor.
- Studies show that once the basic needs of shelter and food are met, additional wealth adds very little to happiness.
Son zamanlarda yapılan araştırmalar davanın bu olmadığını göstermektedir.
- Recent studies suggest that this is not the case.
Benim çalışmalar tamam olacak.
- My studies are going okay.
Çalışmalarında ilerleme kaydettin mi?
- Have you made progress in your studies?
Biologists study living things.
I need to study my biology notes.
The study of languages is fascinating.
Thenne the kyng sat in a study and bad his men fetche his hors as faste as euer they myghte.
I study medicine at the university.
He studied the map in preparation for the hike.
I made a careful study of his sister.
My study was to avoid disturbing her.
This study abroad program is a lot less structured than most others I've looked at.
The supervising teacher's stern expression at the front of the drab study hall left little doubt that no nonsense would be tolerated there.
He finished drafting his essay in study hall.
dealing with the particular study/system of concern.
Finding that Holmes was too absorbed for conversation, I had tossed aside the barren paper, and leaning back in my chair, I fell into a brown study. Suddenly my companion's voice broke in upon my thoughts.
Ah! sighs the little widow, I absolutely don't know how I am! With all this professional jargon, and nothing but 'quick study' and 'lines,' in one ear; and 'left upper' and 'right lower,' in the other, I am almost distracted!.
Gilpatric assumed that his own prior experience would give him an early advantage over McNamara, but this proved erroneous, as McNamara was a quick study and soon got a fix on the management and organization of the Defense Department.
My boyfriend is taking media studies.
... having such a man said no study ...
... Well, so the classic study-- let's see if I get this right. ...