Ekonomik durgunluğa karşın, ticari ürün fiyatları hala yüksek.
- In spite of the depression, the prices of commodities are still high.
Sessiz bir köpekten ve durgun bir sudan sakının.
- Beware of a silent dog and still water.
Tamamen hareketsiz dur.
- Stay absolutely still.
Tom hareketsiz duruyordu.
- Tom was standing still.
Fransa'nın para birimi franktı ve sembolü ₣ idi. Frank Fransa'da artık kullanılmıyor ama Gine gibi bazı eski Fransız kolonilerinde hâlâ kullanılmaktadır.
- France's currency was the franc, and its symbol was ₣. While it is no longer used in France, francs are still in use in some former French colonies such as Guinea.
Olay anımızda hâlâ tazedir.
- The event is still fresh in our memory.
Yine de, savaş bitmedi.
- Still, the war was not over.
Rick ve Carol, iki ay önce ayrıldılar ama yine de o onu karşılıksız seviyor.
- Rick and Carol broke up two months ago, but he's still carrying a torch for her.
Binlerce insan Bhopal Gaz Trajedisi'nde hayatlarını kaybetti ve bugün bile yüzlerce, hatta binlerce insan hâlâ zehirli gazın kötü etkilerinden muzdariptir.
- Thousands of people lost their lives in the Bhopal Gas Tragedy, and even today hundreds of thousands of people still suffer from the ill-effects of the poisonous gas.
Fransa'nın para birimi franktı ve sembolü ₣ idi. Frank Fransa'da artık kullanılmıyor ama Gine gibi bazı eski Fransız kolonilerinde hâlâ kullanılmaktadır.
- France's currency was the franc, and its symbol was ₣. While it is no longer used in France, francs are still in use in some former French colonies such as Guinea.
Buna rağmen, bizim hâlâ ağrıların beyin işlemleri tarafından tam olarak nasıl neden olduğu hakkında bilimsel bir açıklamaya ihtiyacımız var.
- All the same, we still need a scientific account of how exactly pains are caused by brain processes.
Çok hatası var. Buna rağmen onu severim.
- She has a lot of faults. Still, I like her.
Tom henüz Boston'da yaşamıyor.
- Tom still doesn't live in Boston.
Partinin tarihi henüz belirsiz.
- The date of the party is still up in the air.
Onun tecrübe eksikliğini kabul etmeme rağmen, hâlâ daha iyi yapması gerektiğini düşünüyorum.
- Admitting his lack of experience, I still think that he ought to do better.
Onunla kıyaslarsak, ben hâlâ daha büyüğüm.
- In comparison to him, I am still older.
Fiyatlar daha da artacak.
- Prices are going to rise still further.
Tom ve Mary çok tartışırlar ama yine de birlikte oldukça iyi geçinirler.
- Tom and Mary argue a lot, but they still get along quite well together.
Tom elinden geleni yaptı, ama yine de dersleri geçemedi.
- Tom did the best he could, but he still wasn't able to pass the course.
İster Tom'dan hoşlan istersen hoşlanma, hâlâ onunla çalışmak zorundasın.
- Whether you like Tom or not, you still have to work with him.
Bazen onu yapmak hâlâ hoşuma gidiyor.
- I still like to do that sometimes.
Sessiz bir köpekten ve durgun bir sudan sakının.
- Beware of a silent dog and still water.
Tom'un kıpırdamadan durma sorunu var.
- Tom has trouble standing still.
Askerler sessiz kaldılar.
- The soldiers remained still.
Tom bir an için sessiz oturamaz.
- Tom can't sit still for a moment.
O hâlâ şiirler yazıyor.
- He still writes poems.
O hâlâ şiirler yazıyor.
- She still writes poems.
Sabit diskime hâlâ format atamadım.
- I still couldn't format my hard disk.
Her şey akar ve hiçbir şey sabit kalmaz.
- Everything flows and nothing stays still.
Tom kusursuzca sakin durdu.
- Tom stood perfectly still.
Tom kanepede çok sakin oturdu.
- Tom sat very still on the couch.
Henüz sabahın beşiydi ama yine de aydınlıktı.
- It's just five in the morning, but nevertheless it is light out.
O yine de iyi bir cümle.
- It is nevertheless a good sentence.
Natürmortları resmetmeyi severim.
- I like to paint still lifes.
Durgun sular derin akar.
- Still waters run deep.
Güneş hareketsiz duruyor gibi görünüyordu.
- The sun seemed to stand still.
Henüz sabahın beşiydi ama yine de aydınlıktı.
- It's just five in the morning, but nevertheless it is light out.
Brezilya'yı seviyorum ama yine de Ukrayna'ya gidiyorum.
- I like Brazil, but nevertheless I'm going to the Ukraine.
Bununla birlikte, birçok kişi erken emekliliği tercih ediyor.
- Nevertheless, many are choosing early retirement.
Bununla birlikte konu tartışmaya değer.
- Nevertheless, the topic is worth discussing.
Bütün bunlara rağmen, ben son derece gurur duyuyorum.
- Nevertheless, I'm immensely proud.
She told me to be still. (Bana hareketsiz kalmamı söyledi.).
Biz oldukça önemsizdik ama buna rağmen müthiştik.
- We're quite insignificant, but awesome nevertheless.
Ben çok yorgundum ama buna rağmen uyuyamadım.
- I was very tired, but I was nevertheless unable to sleep.
Lechery, lechery, still wars and lechery; nothing else holds fashion.
Still waters run deep.
Tom is tall; Dick is taller; Harry is still taller.
I’m not hungry, but I’ll still manage to find room for dessert.
Hepaticology, outside the temperate parts of the Northern Hemisphere, still lies deep in the shadow cast by that ultimate closet taxonomist, Franz Stephani—a ghost whose shadow falls over us all.
Still that animal before it hurts someone.
any drop of slombring rest / Did chaunce to still into her wearie spright .
Isabel Pierce, the central character of Sweetwater, Roxana Robinson's fluid third novel, gives the appearance of being a thoughtful, reserved, quiet woman who won't rock any boats in her life. Yet she harbors passions; it might be said of her that still waters run deep.
Paul stood stock still; then came a strong impulse to turn and run back..
Calling her installation information as art, Hesh will have 28 separate documents and artifacts on view, one of which is—be still my heart—a stack of old newspapers.
No matter how thin you slice it, it's still baloney, right?.
I'm not going to sit still and let him treat me this way.
The dog wouldn't sit still while I gave him a bath.
As far as I'm concerned, the jury is still out on whether that was a good idea.
... Because I feel like what we're doing now, we're still kind of ...
... that makes any that's what i would still ...