Senin suskun olduğunu görebiliyorum.
- I can see you're speechless.
Onlar suskun bırakıldı.
- They were left speechless.
Ben neredeyse dilsizim.
- I'm almost speechless.
Gördüğüm şey beni dilsiz bıraktı.
- What I saw left me speechless.
Ben dehşete düştüm. Beni nutku tutulmuş bırakıyorsun.
- I'm appalled. You leave me speechless.
Daha önce İngilizce bir konuşma yaptın mı?
- Have you made a speech in English before?
Konuşma yarım saat sürdü.
- The speech lasted thirty minutes.
Tom'un bir an için dili tutuldu.
- Tom was speechless for a moment.
Başkan Dilma'nın konuşmasını dinlediniz mi?
- Did you hear President Dilma's speech?
Başkan, muhabire demeç verdi.
- The president handed the speech to the reporter.
O sadece bir konuşma şekliydi.
- It was just a figure of speech.
Bu sadece bir konuşma şekli.
- It's just a figure of speech.
Nefret söylemi olarak etiketleme konuşma sosyal baskı vasıtasıyla ifade özgürlüğünü sınırlamak için bir yoldur.
- Labelling speech as hate speech is a way to limit free speech by means of social pressure.
Senin konuşma tarzını kullanmak için, onun seni sevip sevmediğini bilmiyorum; ama onun döneceğini biliyorum.
- I do not know if, to use your manner of speech, he loves you; but I know that he will return.
Onun konuşma tarzını sevmedi.
- He did not like her manner of speech.
Sadece insan konuşma yeteneğine sahiptir.
- Only human beings are capable of speech.
When he walked into his surprise birthday party, he was completely speechless.
It was hard to hear the sounds of his speech over the noise.
The candidate made some ambitious promises in his campaign speech.