Tom Mary için çalışmayı gerçekten sevdiğini anladı.
- Tom found that he actually liked working for Mary.
Tom gerçekten asla Boston'da bulunmadı.
- Tom has actually never been to Boston.
Reel sayılar kümesi sayılamazdır.
- The set of real numbers is uncountable.
Fiyat artışları reel ve nominal büyüme oranları arasındaki farkı açıklar.
- Price increases explain the difference between the real and nominal growth rates.
Sen gerçekten çok kibarsın.
- You're really too kind.
Seni anlamak gerçekten çok zor.
- Understanding you is really very hard.
O aslında doğru değil.
- That's actually not true.
Tom'un söylediği gerçekten doğru.
- What Tom said is actually true.
Ve aslında bu projenin herkese ihtiyacı var.
- And actually, this project needs everyone.
Tom aslında Boston şehri sınırları içinde yaşamıyor.
- Tom doesn't actually live within Boston city limits.
Why do not you . . . bear leal and soothfast evidence in her behalf, as ye may with a clear conscience! --Sir W. Scott.
I care not if the pomps you show be what they soothfast appear. --Ralph Waldo Emerson.