Harshness should be avoided in those cases.
- Bu tür durumlarda, sertlikten kaçınılmalı.
The prouder the individual, the harsher the punishment.
- Birey ne kadar gururlu olursa, ceza o kadar sert olur.
We must adapt to today's harsh realities.
- Bugünün sert gerçeklerine adapte olmalıyız.
There's a very rigid hierarchy in the Civil Service.
- Sivil Hizmette çok sert bir hiyerarşi var.
The frame of the machine should be rigid.
- Makinenin iskeleti sert olmalı.
The wind blew harder yet when we reached the top of the hill.
- Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.
The wind blew too hard for them to play in the park.
- Parkta oynayamayacakları kadar rüzgar çok sert esti.
My shoulders feel stiff.
- Benim omuzlarım sert.
I have a bad stiff neck.
- Benim kötü bir sert ensem var.
Tom likes to play rough.
- Tom sert oynamayı seviyor.
We had a rough flight because of turbulence.
- Türbulanstan dolayı sert bir uçuş yaptık.
Her stern look told the boys that they were in trouble.
- Onun sert görünüşü çocuklara başlarının belada olduğunu söylüyordu.
Our teacher is at once stern and kindly.
- Bizim öğretmenimiz hem sert hem de yumuşak huyludur.
When water freezes and becomes solid, we call it ice.
- Su donduğunda ve sertleştiğinde, biz buna buz deriz.
The look on my boss's face was severe.
- Patronumun yüzündeki ifade sertti.
He severely criticized the mayor.
- Belediye başkanını sert bir biçimde eleştirdi.
I have a bad stiff neck.
- Benim kötü bir sert ensem var.
Not only were there strong winds yesterday, but also it rained heavily.
- Dün sert rüzgarların yanı sıra, yoğun yağmur yağdı.
This coffee is really strong.
- Bu kahve gerçekten sert.
The uprising was brutally suppressed.
- İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.
No one can work under such brutal conditions.
- Böyle sert koşullar altında hiç kimse çalışamaz.
Tom can hang tough, I am sure.
- Tom sertleşebilir, eminim.
The elephant's skin is very tough.
- Filin derisi çok serttir.
Tom was a bitter old man who was sick of life.
- Tom hayattan bıkmış sert yaşlı bir adamdı.
We've had some bitter winters.
- Bazı sert kışlar yaşadık.
We are in a fierce competition with that company.
- Şu şirketle sert bir yarış halindeyiz.
It is said that the Sentinelese are extremely fierce people.
- Sentinel yerlilerinin oldukça sert insanlar olduğu söylenilmektedir.
They're not all violent.
- Onların hepsi sert değil.
Dan was an extremely violent man.
- Dan son derece sert bir adamdı.
This steak is as tough as shoe leather.
- Bu biftek ayakkabı derisi kadar sert.
The rule is utterly inflexible.
- Kural tamamen serttir.
Divorce can put mutual friends of the divorcing couple in a difficult position, particularly if it's an acrimonious split.
- Boşanmalar, boşanan çiftlerin ortak arkadaşlarını zor durumda bırakabilir, özellikle de ayrılık sert ve tantanalı olmuşsa.
Tom and Mary had an acrimonious divorce and custody battle for their children.
- Tom ve Mary'nin çocukları için sert bir boşanma ve velayet savaşı vardı.
It was piercingly cold outside.
- Dışarıda çok sert bir soğuk vardı.
In this harsh, petty world where money does the talking, his way of life is like a breath of fresh air.
- Paranın konuştuğu bu sert, küçük dünyada, onun hayat tarzı derin bir nefes taze hava gibi.
In this line of work, if you make a grim face the customers won't come.
- Bu iş sırasında, sert surat yaparsan, müşteriler gelmez.
The rules established by the company are very strict.
- Şirket tarafından koyulan kurallar çok serttir.
Our teacher is strict, and yet, he is kind.
- Öğretmenimiz serttir ve henüz o kibardır.
The prouder the individual, the harsher the punishment.
- Birey ne kadar gururlu olursa, ceza o kadar sert olur.
Iron is harder than gold.
- Demir altından daha serttir.
The sky grew darker and darker, and the wind blew harder and harder.
- Gökyüzü gittikçe karardı ve rüzgar gittikçe daha sert esti.