savunucu

listen to the pronunciation of savunucu
Turkish - English
advocate

You are our advocate Tom. - Sen bizim savunucumuzsun, Tom.

apologist
law counsel for the defense
defender

Sami is his daughter's biggest defender. - Sami, kızının en büyük savunucusudur.

Thou shalt respect all weaknesses, and shalt constitute thyself the defender of them. - Tüm zayıflıklara saygı göstermelisin ve kendini onların savunucusu tayin etmelisin.

champion
champion, advocate
supporter
exponent
defensive

Don't get defensive. I'm not blaming you. - Savunucu olmayın. Sizi suçlamıyorum.

Why are you so defensive? - Neden bu kadar savunucusun?

protective
sağ savunucu
soccer right fullback, right back
savun
{f} advocate

He advocated abolishing class distinctions. - O, sınıf ayrımlarının ortadan kaldırılmasını savundu.

She advocated equal rights for women. - Kadınlar için eşit hakları savundu.

savun
{f} defending

I was defending myself. - Kendimi savunuyordum.

Tom was green behind the ears when it came to defending himself in court. - Tom, mahkemede kendini savunma konusunda daha çok toydu.

savun
defend

I disapprove of what you say, but I will defend to the death your right to say it. - Ben söylediğini doğru bulmuyorum fakat onu söyleme hakkını ölünceye kadar savunacağım.

It is more difficult to defend oneself than to defend someone else. Those who doubt it may look at lawyers. - Kendini savunmak başka birini savunmaktan daha zordur. Şüphe edenler avukatlarına bakabilirler.

savun
argue for
savun
stick up for

I will never forgive you because you did not stick up for me at the meeting. - Beni toplantıda savunmadığın için seni asla affetmeyeceğim.

Turkish - Turkish
Bir şeyi savunan kimse, müdafi: "Bu türlü hak savunucularının türlüsüyle karşılaştım hayatımda."- N. Cumalı
Bir şeyi savunan kimse, müdafi
Savunma oyuncusu
bek
müdafi
savunucu
Favorites