Geriye dönüp baktığında, Tom her iki kız kardeşle aynı zamanda flört etmemesi gerektiğini anladı.
- In retrospect, Tom realized he shouldn't have been dating both sisters at the same time.
Hepiniz aynı zamanda konuşmayın.
- Don't all speak at the same time.
Aynı anda ikisini de yapabilir.
- He can do both at the same time.
Tom ve Mary her ikisi de aynı anda konuşmaya başladı.
- Tom and Mary both started talking at the same time.
He knows how, at one and the same time, to serve his concepts and how to rise above them.
... same time, so we were able to take advantage ...
... saint respected but at the same time say joyful ...