İhtiyacımız olan bir kaldıraç.
- What we need is leverage.
İhtiyacım olan şey kaldıraçtır.
- What I need is leverage.
Japonca bilgim oldukça zayıftır.
- My knowledge of Japanese is rather poor.
Güneşli havaya rağmen, hava oldukça serindi.
- In spite of the sunny weather, the air was rather chilly.
Eğer ikinci dilinden anadiline çeviri yaparsan, bu durumun tersine tercihen, hata yapma olasılığın daha az olur.
- If you translate from your second language into your own native language, rather than the other way around, you're less likely to make mistakes.
İyi hissetmiyorum veya daha doğrusu, kötü hissediyorum.
- I don't feel good or rather, I feel terrible.
Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?
- Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people?
Taşı bir manivela vasıtasıyla kaldırdılar.
- They lifted the rock by means of a lever.
Yaşlı amcam ve halam ikisi de epey katı ahlakçıdır.
- My elderly uncle and aunt are both rather straitlaced.
Eğer ikinci dilinden anadiline çeviri yaparsan, bu durumun tersine tercihen, hata yapma olasılığın daha az olur.
- If you translate from your second language into your own native language, rather than the other way around, you're less likely to make mistakes.
O, kadınları anlamlı bir meşgale olmaktan daha ziyade tek kullanımlık zevk olarak görüyor.
- He regards women as disposable pleasures rather than as meaningful pursuits.
Bu tür şeyler çoğunlukla kötülükten daha ziyade bir kaza sonucudur.
- Such things are often a result of accident rather than malice.
Ağlamaktan daha çok aksiyon almalısın.
- Rather than cry, you should take action!
Bir insanın değeri onun sosyal konumundan daha çok onun karakteriyle değerlendirilmelidir.
- A man's worth should be judged by his character rather than by his social position.
Ayar kolunu yukarı doğru hareket ettirerek koltuk yüksekliğini ayarlayabilirsiniz.
- You can adjust the seat height by moving the adjustment lever up.
O benim annem değil aksine benim en büyük ablam.
- She is not my mother but rather my oldest sister.
O benim oğlum değil, aksine, ben onun babasıyım.
- He's not my son, rather, I'm his father.
Öylesine haksız bir şey yapmaktansa ölmeyi tercih ederim.
- I would rather die than do such an unfair thing.
Arabamız oldukça eski ama onlarınki de öyle.
- Our car is rather old, but so is theirs.
Bob'ı benimle getirtmektense sinemaya yalnız gitmeyi tercih ederim.
- I would rather go to the movie alone than have Bob come with me.
Sahile gitmektense dağlara gitmeyi tercih ederim.
- I would rather go to the mountains than to the beach.
Doğrusunu istersen, domates sebze değildir, bilakis meyvedir.
- Strictly speaking, tomatoes aren't vegetables, but rather fruits.
She didn't go along, but rather went home instead.
That was a killer, said Chris. I'd rathered die in St. Bernard than spent one minute over there. I would have rathered the storm, shaking with the wind and rain hitting in the boat for an eternity than spending any time there.
This melon is rather tasteless, especially compared to the one we had last time.
Firstly, I continue to base most species treatments on personally collected material, rather than on herbarium plants.
I didn't want to leave. Or rather I did, just not alone.
... side you know I'd much rather the money to spend on accountants annual reports ...
... notion is that we ought to encourage facts rather than ...