Onlar zıt yönlere gittiler.
- They went in opposite directions.
Ölüm yaşamın zıttı değildir: biz ölümümüzü ölürken geçirmezken hayatımızı yaşarken geçiririz.
- Dying is not the opposite of living: we spend our life living while we don't spend our death dying.
Yanlışlıkla ters yöne giden bir trene bindim.
- By mistake I boarded a train going in the opposite direction.
Benim görüşüm sizinkinin tam tersi.
- My opinion is exactly the opposite of yours.
Aksi yöne gitmen gerekir.
- You should go in the opposite direction.
İnsanlar sevilmek, nesneler ise kullanılmak için yaratılmıştı. Dünya kaos içinde, çünkü her şey karşıt.
- People were created to be loved, things were created to be used. The world is in chaos, because everything is opposite.
Sevinmek, üzülmenin karşıtıdır.
- Delight is the opposite of sorrow.
Parkın karşısında güzel bir nehir var.
- Opposite the park there is a beautiful river.
Bizim evin karşısındaki evde yaşarlar.
- They live in the house opposite to ours.
Benim görüşüm karşı yönde.
- My opinion is the opposite.
Sami karşı yönden geliyordu.
- Sami was coming in the opposite direction.
Bizim evin karşısındaki evde yaşarlar.
- They live in the house opposite to ours.
Bizim evin karşısındaki evde yaşarlar.
- They live in the house opposite to ours.
Tom Mary'nin karşısına oturdu.
- Tom sat opposite Mary.
Karşıda altı katlı bir bina var.
- Opposite there is a six-story building.
He has a lot of success with the opposite sex.
I was on my seat and she stood opposite.
She saw him walking on the opposite side of the road.
Up is the opposite of down.
... Antimatter is the opposite of matter, it has the opposite charge. So an electron has ...