Please tell me where you will live.
- Lütfen bana nerede yaşayacağını söyle.
Where do you want to sit?
- Nerede oturmak istiyorsun?
We couldn't find out her whereabouts.
- Onun nerede olduğunu bulamadık.
Dan lied about his whereabouts.
- Dan nerede olduğu hakkında yalan söyledi.
Put the box wherever you can find room for it, please.
- Sen onun için nerede oda bulabilirsen kutuyu koy, lütfen.
Come out, come out, wherever you are!
- Dışarı çık, dışarı çık, neredeysen!
We must do everything we can to fight oppression wherever it occurs.
- Nerede olursa olsun baskıyla mücadele etmek için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız.
I can take a nap wherever.
- Nerede olursa bir şekerleme yapabilirim.
Please tell me where you will live.
- Lütfen bana nerede yaşayacağını söyle.
Where do you want to sit?
- Nerede oturmak istiyorsun?
What part of Boston does Tom live in?
- Tom Boston'un neresinde oturuyor?
What part of Australia are you from?
- Avustralya'nın neresindensin?
Wherever you say, Tom.
- Her nerede söylersen, Tom.