korunma

listen to the pronunciation of korunma
Turkish - English
protection

Everyone has the right to work, to free choice of employment, to just and favourable conditions of work and to protection against unemployment. - Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

prevention

Birth control was still illegal in Canada in 1967; condoms were sold only for the prevention of disease. - 1967 yılında Kanada'da doğum kontrolü hala yasadışıydı; prezervatif sadece hastalıktan korunmak için satılırdı.

Prevention is better than cure. - Korunma tedaviden daha iyidir.

safekeeping
defence [Brit.]
prophylaxis
rampart
preservation

He has dedicated his life to the preservation of nature. - Hayatını doğanın korunmasına adadı.

(Hukuk) safeguard
protection, preservation
shelter

These flowers should be sheltered from the rain. - Bu çiçekler yağmurdan korunmalıdır.

Tom sought shelter from the rain. - Tom yağmurdan korunmak için sığınak aradı.

defense
{i} defence
koru
{i} grove

I went into the grove with him. - Onunla birlikte koruya girdim.

Might it happen to be a large symbolic grove of trees? - Ağaçların büyük bir sembolik korusu olabilir mi?

korunma hükmü
(Hukuk) self protection article, safeguard clause
korunma maddesi (ithalat)
(Ticaret) safeguard clause
korunma önlemi (ithalat)
(Ticaret) safeguard measure
korunma önlemleri
(Hukuk) safeguard, protective measures
koru
wood

The wood was kindled, the flames arose, and a mouldering heap of ashes was soon all that remained of Mrs Askew and her fellow martyrs. - Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.

koru
protect

Everyone has the right to work, to free choice of employment, to just and favourable conditions of work and to protection against unemployment. - Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

Everyone has the right to form and to join trade unions for the protection of his interests. - Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

koru
plantation
koru
maintain

He maintains his car well. - O, arabasını iyi korur.

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

elektronik korunma
(Askeri) electronic protection
koru
(Bilgisayar) keep

I recommend we keep our distance. - Mesafemizi korumamızı tavsiye ederim.

You must eat properly to keep up your strength. - Gücünü korumak için gerektiği şekilde yemelisin.

koru
woods
korunmak
protected

The flowers are protected against the weather. - Çiçekler havaya karşı korunmaktadır.

korunmak
protect oneself
korunmak
(deyim) give a wide berth
koru
{f} preserve

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

They have preserved the building. - Onlar binayı korudular.

koru
{f} protected

Iron Arm Atom protected the country from danger. - Astro çocuk ülkeyi tehlikeden korudu.

The mother cat protected her kittens. - Anne kedi yavrularını korudu.

koru
{f} sheltering
koru
{f} conserving
koru
{f} saved
koru
{f} preserving

We don't need a formal institution for preserving peace. - Barışı korumak için resmi bir kuruma ihtiyacımız yok.

Preserving world peace is one of the main purposes of the United Nations. - Dünya barışını korumak, Birleşmiş Milletlerin temel amaçlarından biridir.

koru
{f} guarded

Tom is being guarded by three men. - Tom üç adam tarafından korunuyor.

The palace was heavily guarded. - Saray sıkı şekilde korunuyordu.

koru
copse
koru
{f} sheltered

Tom had a very sheltered upbringing. - Tom çok korunaklı bir yetiştirmeye sahipti.

Tom has led a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat sürdü.

koru
{f} safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koru
spinney
koru
{f} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koru
debar from
koru
conserve

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

We must try to conserve our natural resources. - Doğal kaynaklarımızı korumaya çalışmalıyız.

koru
{f} saving

Can Tatoeba contribute to the saving of endangered languages? - Tatoeba, yok olma tehlikesinde olan dillerin korunmasında katkıda bulunabilir mi?

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

koru
{f} maintained

Tom maintained his innocence. - Tom suçsuzluğunu korumuştur.

Tom has maintained his innocence. - Tom suçsuzluğunu korumuştur.

koru
{f} preserved

They have preserved the building. - Onlar binayı korudular.

Rainforests should be preserved. - Yağmur ormanları korunmalı.

koru
{f} guard

Tom couldn't get past the guard. - Tom korumayı geçemedi.

Cuban soldiers were guarding the streets. - Kübalı askerler sokakları koruyordu.

koru
{f} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koru
{f} protecting

Why are you protecting him? - Neden onu koruyorsun?

We're supposed to be protecting Tom. - Tom'u korumamız gerekiyor.

koru
{f} shelter

Tom lives a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat yaşıyor.

Tom sought shelter from the rain. - Tom yağmurdan korunmak için sığınak aradı.

koru
{f} guarding

How many men are guarding them? - Kaç tane adam onları koruyor?

How many men are guarding Tom? - Tom'u kaç adam koruyor?

koru
bring through
koru
{f} shielded

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

koru
brought through
korunmak
guard
korunmak
beware
korunmak
beware of
allerjiden korunma
protection from allergy
korunmak
avoid

Take lots of vitamin C to avoid catching cold. - Soğuk algınlığından korunmak için bol miktarda C vitamini al.

milli korunma kanunu
national defence law
Hastalıktan korunma ve önleme merkezleri
(Askeri) Centers for Disease Control and Prevention
elektronik korunma; acil durum usulleri; icra planlaması
(Askeri) electronic protection; emergency procedures; execution planning
gebelikten korunma
contraception
karakter/saniye; toplu korunma sığınağı
(Askeri) characters per second; collective protective shelter
kentsel afet korunma planı
urban disaster prevention plan
kimyasal-biyolojik korunma sığınağı
(Askeri) chemical biological protective shelter
kişisel korunma ekipmanları
(Hukuk) personal protective equipment
koru
small forest
koru
holt
koru
coppice
koru
grove, small wood
koru
grove, copse, coppice
koru
boscage
koru
broughtthrough
koru
buffer
koru
debarfrom
koru
{f} shield

The concrete layer of the nuclear reactor's shielding will be destroyed using controlled explosions. - Nükleer reaktörün koruyucu somut tabakası kontrollü patlamalar kullanılarak imha edilecek.

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

koru
bringthrough
koru
conserved

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

korunmak
be protected
korunmak
to be protected; to defend oneself, to protect oneself; to avoid
korunmak
defend oneself
korunmak
to be protected, be shielded
korunmak
to be preserved, be kept intact
korunmak
to safeguard or protect oneself against; to avoid, escape (something)
korunmak
shelter

The homeless sought shelter from the chilly shower. - Evsiz, serin sağanaktan korunmak için sığınak aradı.

Tom sought shelter from the rain. - Tom yağmurdan korunmak için sığınak aradı.

pasif korunma
passive defense
pasif korunma amiri
air raid warden
patlayıcılardan korunma barikatı
revetment
Turkish - Turkish
Korunmak işi
Korunmak işi: "En iyi korunma çaresi yeşil dal altlarına sinmeğe kaldı!"- H. Taner
Koru
golluk
koru
Bakımlı küçük orman
koru
Küçük orman
koru
Küçük ve bakımlı orman
korunmak
Koruma işine konu olmak
korunmak
Kendini korumak, sığınmak, sakınmak
pasif korunma
Savaş sırasında düşman saldırılarından korunmak için yapılan alalama, gizlenme gibi yöntemlerin bütünü