Biraz şekerleme ve bunun gibi, ben bir papatya gibi tazeyim.
- A little nap and, just like that, I'm as fresh as a daisy.
Bunun gibi bir şey bulmak istiyorum.
- I wanna find something like that.
Herhangi birinin öyle bir şey söylediğini asla duymadım.
- Never have I heard anyone say a thing like that.
Öyle şeyler konusunda bilgim yok.
- I don't know about things like that.
Onu o şekilde bırakmak ister misin?
- Do you want to leave it like that?
Patrona o şekilde karşı çıkman bayağı büyük cesaretti.
- It was pretty ballsy of you to stand up to the boss like that.
Böyle bir şeyi kim yapardı?
- Who would do something like that?
Sen benimle nasıl böyle konuşabilirsin?
- How dare you speak to me like that?
Herkes aynı şekilde düşünüyor.
- Everyone thinks the same way.
Hegel'le aynı şekilde, Panovsky'nin diyalektik kavramı tarihe önceden belirlenmiş bir rotayı izlettirir.
- In the same way as Hegel, Panovsky's notion of the dialectic makes history follow a predetermined course.
I really wanted a clear photo of the president, but all the journalists were in the way.