içteki

listen to the pronunciation of içteki
Turkish - English
inside
interior
inner
iç
interior

She has aspirations to become an interior decorator. - Onun iç dekaratör olma özlemleri var.

You've done a wonderful job on the interior decoration. - İç dekorasyon üzerine harika bir iş yaptın.

iç
{s} domestic

My father is a pilot on the domestic line. - Babam iç hatlarda çalışan bir pilot.

The Government's domestic policy was announced. - Hükümetin iç politikası açıklandı.

iç
inner

I had my wallet stolen from my inner pocket. - İç cebimden cüzdanımı çaldırdım.

Music is inner life, and he will never suffer loneliness who has inner life. - Müzik iç yaşamdır. İç yaşamı olan asla yalnızlık çekmeyecek.

iç
{s} internal

Tom is bleeding internally. - Tom'un iç kanaması var.

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

iç
{i} inside

There are two zombies inside my house. - Evimin içinde iki tane zombi var.

Yuriko, a marine biology grad student, fell asleep inside a fish tank and awoke covered in octopuses and starfish. - Yuriko deniz biyolojisinden mezun bir öğrenci, bir balık tankının içinde uykuya daldı ve ahtapotlar ve deniz yıldızları ile kaplı olarak uyandı.

iç
intrinsic
iç
interrior
iç
interior equipment
iç
offal
iç
internus
iç
intestines
iç
stomach

They took Tom to the hospital to have his stomach pumped because he ate something poisonous. - Zehirli bir şey yediği için, onlar Tom'u midesini pompalatmak için hastaneye götürdüler.

The doctor used X-rays to examine my stomach. - Doktor midemi incelemek için X-ışınları kullandı.

iç
indoor

Tom sometimes wears sunglasses indoors. - Tom bazen içerde güneş gözlüğü takar.

I stayed indoors because it rained. - Yağmur yağdığı için evde kaldım.

iç
{f} swig

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

He drank a great swig from the bottle. - O, şişeden büyük bir yudum içti.

iç
in
iç
knock back
iç
{i} within

I will answer within three days. - Üç gün içinde cevap vereceğim.

Truman arrived at the White House within minutes. - Truman, Beyaz Saray'a dakikalar içinde ulaştı.

iç
endo-
iç
intra

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

iç
inland
iç
{f} drink

Do you have alcohol-free drinks? - Alkolsüz içecekleriniz var mı ?

I'll buy you a drink. - Sana bir içecek ısmarlayacağım.

iç
quaff
iç
{f} drinking

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

Drinking much is dangerous. - Çok fazla içmek tehlikelidir.

iç
drank

John drank many bottles of wine. - John birçok şişe şarap içti.

After taking a bath, I drank some soft drink. - Duş aldıktan sonra biraz meşrubat içtim.

iç
stuffing
iç
bowels
en içteki
innermost
iç
stuffing, filling (material used to stuff or fill something)
iç
the interior, the inside, the inner part or surface
iç
domestic, internal (as opposed to foreign)
iç
core
iç
inward

A ghost is an outward and visible sign of an inward fear. - Bir hayalet içe dönük bir korkunun dışa dönük ve görünür işaretidir.

We have become an intolerant, inward-looking society. - Biz hoşgörüsüz, içe dönük bir toplum olduk.

iç
intestine
iç
inland (as opposed to coastal)
iç
(a person's) true self, heart, soul: Merak etme, Safigül'ün içi temiz. Don't worry, Safigül's a good soul at heart. Eğer içinde varsa, bir yolunu bulup üniversiteyi bitirir. He'll find a way to finish university, if he really wants to do so
iç
inner, inside; interior; internal
iç
guts

People often spill their guts to bartenders. - İnsanlar genellikle içlerini barmenlerinine dökerler .

Tom doesn't have the guts to do that. - Tom'un onu yapmak için cesareti yok.

iç
inner part (of a nut or seed), kernel; inner part (of a fruit), meat, flesh
iç
insides, innards (internal organs of a person or animal)
iç
inlying
iç
civil

It prevented a civil war. - Bu bir iç savaş engelledi.

The civil war in Greece ended. - Yunanistan'da iç savaş sona erdi.

iç
inside, interior; stomach, intestines, offal; heart, mind; internal, interior, inner, inside; domestic, home
iç
refill

Tom held out his cup for a refill. - Tom yeniden doldurulması için fincanını uzattı.

Tom grabbed his mug and walked into the kitchen to get a refill. - Tom kupasını aldı ve yeniden doldurmak için mutfağa gitti.

iç
(Hukuk) domestic, inner, internal
iç
inside , internal , intrinsic
iç
endo
iç
{i} kernel

Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels. - Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.

iç
biennial
iç
knockback
iç
entrails
iç
inset
iç
breast

I'd like to have a test for breast cancer. - Göğüs kanseri için bir test yaptırmak istiyorum.

She is embarrassed to breastfeed in public. - O, halk içinde emzirmeye utanıyor.

iç
juvenilia
iç
nucleus

Helium is the second simplest atom. It consists of a nucleus containing 2 protons and two neutrons. Around the nucleus orbits 2 electrons. - Helium ikinci en basit atomdur. O, iki proton ve iki nötron içeren bir çekirdekten oluşur. Çekirdek etrafında 2 elektron döner.

Turkish - Turkish

Definition of içteki in Turkish Turkish dictionary

iç
Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri: "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?"- S. F. Abasıyanık
iç
Dolma yapmak için hazırlanan karışım
iç
Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
iç
Harem dairesi
iç
Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevî varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
iç
Muhteva

Tabiat, her sayfasında mühim muhteva sunan yegâne kitaptır. - Doğa, her sayfasında önemli içerik sunan tek kitaptır.

Şayet bir şeyi anlamıyorsanız, onun muhtevasının farkında olmamanızdandır. - Eğer bir şeyi anlamıyorsanız, onun içeriğinin farkında olmamanızdandır.

iç
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
iç
Kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
iç
Mide, bağırsak, karın
iç
Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
iç
İnsanın manevî varlığıyla ilgili olan
iç
Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
iç
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan: "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı."- P. Safa. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
iç
Oyuk olan veya oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu
iç
Ten ile dış giysiler arası: "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum."- E. Bener
iç
Toplu bir durumda bulunan kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne: "Ama hepiniz, hepiniz / Hepiniz geçim derdinde / Bir ben miyim keyif ehli içinizde?"- O. V. Kanık
iç
Bir ülkede, şehirde, toplulukta vb.de olan veya yapılan
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı: "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir."- Ç. Altan
iç
Ten ile dış giysiler arası
iç
derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Kalb, vicdan, gönül
İÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Harem dairesi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Karın, mide
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek
İç
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR