The driver was shouting because the car in front of him wasn't moving.
- Sürücü, önündeki araç hareket etmediği için bağırıyordu.
We've got to keep moving.
- Hareket etmeye devam etmek zorundayız.
You'll have to get a move on if you want to catch the train.
- Eğer trene yetişmek istiyorsan derhal hareket etmelisin.
They would have to move fast.
- Onlar hızlı hareket etmek zorunda kalacaktı.
He is acting on his own behalf.
- O kendi adına hareket etmektedir.
I had to act quickly.
- Çabuk hareket etmek zorunda kaldım.
They would have to move fast.
- Onlar hızlı hareket etmek zorunda kalacaktı.
Look, Tom, we have to move.
- Bak, Tom, hareket etmek zorundayız.
You'll have to get a move on if you want to catch the train.
- Eğer trene yetişmek istiyorsan derhal hareket etmelisin.
Nothing's wrong with the engine, but my car won't move.
- Motorda sorun yok, fakat arabam hareket etmiyor.
When I arrived at the station, the train was just about to leave.
- İstasyona vardığımda tren tam hareket etmek üzereydi.
We had to leave for America on short notice.
- Hemen Amerika'ya hareket etmek zorunda kaldık.
The train was just on the point of starting when I got to the station.
- İstasyona vardığımda tren tam hareket etmek üzereydi.
The bus was about to start.
- Otobüs hareket etmek üzere idi.
It is imperative for you to act at once.
- Derhal hareket etmen zorunludur.
The people who live in Japan must act according to the Japanese country constitution.
- Japonya'da yaşayan insanlar Japon ülkesi anayasasına göre hareket etmelidir.
Tom had no desire to move to Boston.
- Tom Boston'a hareket etmek için hiç isteğe sahip değildi.
Impulsiveness is the devil.
- Düşünmeden hareket etmek şeytandır.