Chris is a beauty.
It's the long weekend. Beauty!.
Attendance should be good provided the weather is favorable.
- Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.
At last a good idea struck me.
- Sonunda aklıma güzel bir fikir geldi.
Meg has a lovely face.
- Meg'in güzel bir yüzü var.
What a lovely surprise!
- Ne güzel bir sürpriz!
Today was a pleasant day.
- Bugün güzel bir gündü.
It was hard for me to act pleasantly to others.
- Başkalarına güzel bir şekilde davranmak benim için çok zordu.
What a beautiful rainbow!
- Ne güzel bir gökkuşağı!
Nagasaki, where I was born, is a beautiful port city.
- Doğduğum yer olan Nagasaki, güzel bir liman kentidir.
Trang is as pretty as Dorenda.
- Trang Dorenda kadar güzeldir.
Betty is a pretty girl, isn't she?
- Betty güzel bir kızdır, değil mi?
What a nice surprise!
- Ne güzel bir sürpriz!
I wonder if it will be nice.
- Havanın güzel olup olmayacağını merak ediyorum.
His speech contained many fine phrases.
- Konuşması birçok güzel cümle içeriyordu.
She is studying fine art at school.
- Okulda güzel sanatlar okuyor.
Mary is smarter than Jane who is prettier than Susan.
- Mary Susan'dan daha güzel olan Jane'den daha akıllı.
Mary is not only beautiful, she's smart, too.
- Mary sadece güzel değil, o akıllı da.
Japan is famous for her scenic beauty.
- Japonya manzara güzelliğiyle ünlüdür.
Words cannot express the beauty of the scene.
- Kelimeler manzaranın güzelliğini ifade edemez.
It is likely to be fine tomorrow.
- Yarın hava muhtemelen güzel olacak.
He had handsome dark eyes with long lashes.
- Onun uzun kirpikli güzel koyu gözleri vardı.
A very handsome prince met an exceptionally beautiful princess.
- Çok yakışıklı bir prens istisnai güzel bir prensesle tanıştı.
The trick worked beautifully.
- Hile çok güzel çalıştı.
She can sing and dance beautifully.
- O güzel şekilde şarkı söyleyebilir ve dans edebilir.
Why sentences? …you may ask. Well, because sentences are more interesting.
- Neden cümleler? ... diye sorabilirsiniz. Güzel, çünkü cümleler daha ilgi çekicidir.
Well, the night is quite long, isn't it?
- Güzel, gece çok uzun, değil mi?
We stood looking at the beautiful scenery.
- Biz güzel manzaraya bakarak ayakta durduk.
What should we do to protect the beautiful earth from pollution?
- Güzel dünyayı kirlilikten korumak için ne yapmalıyız?
Tom was nicely dressed.
- Tom güzel giyinmişti.
Tom's creative thinking nicely complemented Mary's organizational talents.
- Tom'un yaratıcı düşüncesi Mary'nin örgütsel yeteneklerini güzelce tamamladı.
One of the nice things about being bald is that you never have a bad hair day.
- Kel olmakla ilgili güzel şeylerden biri, asla kötü bir saçlı bir gününün olmamasıdır.
Time is a good physician, but a bad cosmetician.
- Zaman iyi bir hekim ama kötü bir güzellik uzmanıdır.
Jane is fat and rude, and smokes too much. However, Ken thinks she's lovely and charming. That's why they say love is blind.
- Jane şişman ve kaba ve çok sigara içiyor. Fakat, Ken onun güzel ve çekici olduğunu düşünüyor. Aşkın gözü kördür demelerinin nedeni bu.
The Avenue of the Champs Elysées is very beautiful and very elegant.
- Şanzelize Caddesi çok güzel ve çok şıktır.
Fifth Avenue is an elegant street.
- Beşinci sokak güzel bir sokaktır.
The most beautiful flowers have the sharpest thorns.
- En güzel çiçeklerin en keskin dikenleri vardır.
The real definition of science is that it's the study of the beauty of the world.
- Bilimin gerçek tanımı, dünyanın güzelliğini araştırmaktır.
You're definitely prettier than Mary.
- Kesinlikle Mary'den daha güzelsin.
She said that she was good-looking.
- O, güzel olduğunu söyledi.
Mary is a very good-looking woman.
- Mary çok güzel bir kadın.
She has beautiful rosy cheeks.
- Onun güzel al yanakları var.
Ice skating can be graceful and beautiful.
- Buz pateni zarif ve güzel olabilir.
She is beautiful, and what is more, very graceful.
- O güzel ve ayrıca çok zarif.
The sky promises fair weather.
- Gökyüzü güzel hava vaadediyor.
Life isn't fair, but it's still good.
- Yaşam adil değil ama hala güzel.
My grandfather goes for a walk on fine days.
- Dedem güzel günlerde yürüyüşe gider.
I have three beautiful granddaughters.
- Üç tane güzel kız torunum var.
She is stunningly good-looking.
- O şaşırtıcı bir şekilde güzeldir.
That dress looks stunning on you.
- Şu elbise üstünde çok güzel görünür.
She is very pretty, I mean, she is attractive and beautiful.
- O çok sevimlidir, yani, çekici ve güzeldir.
Mary isn't as beautiful as her sister, but she's still quite attractive.
- Mary kız kardeşi kadar güzel değil fakat hâlâ oldukça çekici.
You're definitely prettier than Mary.
- Kesinlikle Mary'den daha güzelsin.
My book is prettier than my friend's.
- Benim kitabım arkadaşımınkinden daha güzel.
This woman is very good looking.
- Bu kadın çok güzel görünüyor.
That lady is very good looking.
- O hanım çok güzel gözüküyor.
Mary looked like Belle from the Beauty and the Beast.
- Mary Güzel ve Çirkin'den Belle'ye benziyordu.
He whispered sweet nothings into her ear.
- Kulağına güzel ama anlamsız sözler fısıldadı.
The cheesecake tasted too sweet.
- Peynirli kekin tadı çok güzeldi.
It is possible to launder language to make it more appealing and uplifting.
- Onu daha güzel ve çekici yapmak için dili aklamak mümkündür.
Attendance should be good provided the weather is favorable.
- Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.