Onu etkileyici buluyorum.
- I find that fascinating.
O, seyahatleri sırasında çok sayıda etkileyici insanlarla tanıştı.
- He met many fascinating people in the course of his travels.
Gerçekten bu kadar çekici miyim?
- Am I really that fascinating?
Bu çok ilginç bir makale.
- This is a fascinating article.
Biz onun sesinden büyülendik.
- We were fascinated by her voice.
O, onun güzelliği ile büyülendi.
- He was fascinated with her beauty.
... SAL KHAN: Fascinating. ...
... I mean, the thing that's fascinating about being ...