Thomas ve Marie evlerini tümüyle restore ediyorlar.
- Thomas and Marie are entirely renovating their home.
Cumartesi öğleden sonrayı tamamen çok fazla TV izleyerek geçirdim.
- I spent Saturday afternoon watching entirely too much TV.
O, tamamen cesaretsiz değil.
- He is not entirely without courage.
Sen bütünüyle hatalı değilsin.
- You're not entirely wrong.
Sami hâlâ bütünüyle tatmin olmuş değil.
- Sami is still not entirely satisfied.
Sen bütünüyle hatalı değilsin.
- You're not entirely wrong.
Sami hâlâ bütünüyle tatmin olmuş değil.
- Sami is still not entirely satisfied.
Bu, bütün diskteki favori parçam.
- This is my favorite track on the entire disc.
Bütün günü plajda geçirdik.
- We spent the entire day on the beach.
Jane randevusunda tüm bir çikolatalı kekin bittiğine inanamadı.
- Jane could not believe it when her date polished off an entire chocolate cake.
Tüm günü plajda geçirdik.
- We spent the entire day on the beach.
Kaza tamamen önlenebilirdi.
- The accident was entirely avoidable.
Ben, onun söylediğini tamamen anlamıyorum.
- I don't entirely understand what he said.
Tom gece yarısında uyandı ve bir paket cipsin hepsini yedi.
- Tom woke up in the middle of the night and ate an entire bag of chips.
Zorbalık ciddi bir problemdir fakat onu saf dışı bırakmaya çalışmanın tamamen gerçekçi bir teklif olmadığını anlamak zorundayız.
- Bullying is a serious problem, but we have to understand that setting out to eliminate it entirely isn't a realistic proposition.
This is not entirely Tom's fault.
- This isn't entirely Tom's fault.
This isn't entirely Tom's fault.
- This is not entirely Tom's fault.
Tom has lived here his whole life.
- Tom has lived here his entire life.
Tom has lived in Boston his whole life.
- Tom has lived in Boston his entire life.
... the value of what they do that entirely depends on the mindset ...
... engineers have defined the problem entirely in terms of duration ...