The ems and ens at the beginnings and ends.
The mall is en route to grandpa’s house.
The shipment is en route to the buyer.
Those were his very last words - Bunlar onun en son sözleriydi.
Tom washes clothes at least once a week.
- Tom en azından haftada bir kez çamaşırları yıkar.
You might at least have said, Thank you, when someone helped you.
- Birisi sana yardım ettiğinde, en azından, teşekkür ederim diyebilirdin.
Brush your teeth twice a day at least.
- Dişlerini günde en az iki kez fırçala.
We must sleep at least seven hours a day.
- Günde en az yedi saat uyumak zorundayız.
My best friend is a book.
- Benim en iyi dostum bir kitaptır.
Administrator and moderators are working for the best language tool, Tatoeba Project.
- Yönetici ve moderatörler en iyi dil aracı Tatoeba Project için çalışıyorlar.
Windows is the most used operating system in the world.
- Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
I finally found my way out of the confusing maze.
- En sonunda kafa karıştıran labirentten dışarı çıkabildim.
Tom finally talked Mary into buying a new computer.
- Tom en sonunda Mary'yi yeni bir bilgisayar alması için ikna etti.
She is singing the latest popular songs.
- En son popüler şarkıları seslendiriyor.
I just bought the latest version of this MP3 player.
- Ben az önce bu MP3 çaların en son sürümünü satın aldım.
It will take her at least two years to be qualified for that post.
- Onun bu görev için nitelikli olması en az iki yılını alacak.
Lawyers and auto mechanics are the people I trust the least.
- Avukatlar ve oto tamircileri en az güvendiğim insanlardır.
It's best to wear a cap on your head during the cold Moscow winters.
- Soğuk Moskova kışlarında kendi başına şapka takmak en iyisidir.
Our restaurant is the best.
- Bizim restoran en iyisidir.
When did you last see Tom?
- Tom'u en son ne zaman gördün?
The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil.
- Eylemciler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler.
The coral reef is the region's prime attraction.
- Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.
Thanks for your soonest answer!
- En erken cevabınız için teşekkürler!
The cheapest is the best.
- En ucuzu en iyisidir.
Many of our clothes are made in Bangladesh because it's the cheapest place to manufacture them.
- Onları üretmek için en ucuz yer olduğundan dolayı elbiselerimizin çoğu Bengladeş'te yapılırlar.
Look in your top drawer.
- En üst çekmecene bak.
There is a restaurant on the top floor.
- En üst katta bir restoran var.
This is the finest picture I have ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en güzel resim.
Lee was dressed in his finest clothing.
- Lee en güzel elbisesini giymişti.
The snow-flakes seemed larger and larger, at last they looked like great white fowls.
- Kar taneleri, en sonunda büyük beyaz kuşlara benzeyene kadar büyüdü de büyüdü.
At last, he realized his error.
- En sonunda hatasını anladı.
What's his most recent novel?
- Onun en son romanı nedir?
This is the most recent picture of Tom I have.
- Bu, Tom'un sahip olduğum en son resmi.
The strangest thing is that he saved his arch enemy from an unavoidable death.
- En tuhaf şey onun en büyük düşmanını kaçılmaz bir ölümden kurtarmış olmasıdır.
He is the greatest architect that has ever lived.
- O şimdiye kadar yaşamış en büyük mimar.
It's not easy being the eldest child.
- En büyük çocuk olmak kolay değil.
The eldest son succeeded to all the property.
- En büyük oğlan bütün mülkiyetin varisi oldu.
Paris is one of the biggest cities in the world.
- Paris, dünyadaki en büyük kentlerden biridir.
This is the biggest hotel in this city.
- O bu şehirdeki en büyük oteldir.
This lake is the deepest in Japan.
- Japonya'da bu göl en derin göldür.
This lake is among the deepest in the country.
- Bu göl ülkede en derinler arasında yer alıyor.
Tom asked Mary when she was going to buy a new pair of shoes for her youngest daughter.
- Tom Mary'ye en genç kızı için ne zaman bir çift yeni ayakkabı alacağını sordu.
Mike is the youngest in his family.
- Mike ailesinde en gençtir.
We wish them all the best.
- Onlara en iyisini diliyoruz.
Let's wish Tom all the best.
- Tom'a en iyi dileklerimizi dileyelim.
I wish you nothing but the very best.
- Sana en iyisinden başka bir şey dilemiyorum.
I wish them the very best.
- Onlara en iyisini diliyorum.
I have to make the best of that small room.
- Ben bu küçük odayla ilgili en iyisini yapmak zorundayım.
Our restaurant is the best.
- Bizim restoran en iyisidir.
You should be ready for the worst.
- En kötüsü için hazır olmalısınız.
You should prepare for the worst.
- En kötüsü için hazırlanmalısın.
Tom wants you to get here ASAP.
- Tom en kısa zamanda buraya gelmeni istiyor.
Tom wants you to call him ASAP.
- Tom en kısa zamanda onu aramanı istiyor.
May this day be the happiest day in your life.
- Bugün hayatındaki en mutlu gün olsun.
The world's happiest man is me.
- Dünyanın en mutlu erkeği benim.
They are our dearest friends.
- Onlar bizim en sevgili arkadaşlarımız.
Fadil eventually converted to Islam.
- Fadıl en sonunda İslam'a geçti.
The police eventually arrested Tom.
- Polis en sonunda Tom'u yakaladı.
The sciatic nerve is the longest nerve in the human body.
- Siyatik sinir insan vücudundaki en uzun sinirdir.
The middle finger is the longest.
- En uzun parmak orta parmaktır.
This book is chiefly concerned with the effects of secondhand smoking.
- Bu kitap en çok pasif içiciliğin etkileriyle ilgilenmektedir.
The beginning is the most important part of the work.
- Başlangıç işin en önemli kısmıdır.
What is most important in life differs from person to person.
- Hayatta neyin en önemli olduğu kişiden kişiye değişir.
First and foremost, you need to figure out why you're here.
- Birincisi ve en önemlisi, neden burada olduğunu anlaman gerekiyor.
Customer service is one of our foremost priorities.
- Müşteri hizmetleri bizim en önemli önceliğimizden biridir.
Tom always makes a point of arriving at least five minutes ahead of time.
- Tom her zaman en az beş dakika önce varmayı kendine vazife edinir.
Chestnuts have to be boiled for at least fifteen minutes.
- Kestaneler en azından on beş dakika kaynamalı.
The post office is a good five kilometers away from here.
- Postane buradan en az beş kilometre uzakta.
Movers don't like people who read books. But at least they have a good reason.
- Nakliyeciler kitap okuyan insanlardan hoşlanmazlar. Ama en azından iyi bir nedenleri var.
Knowledge is the supreme goal.
- Bilgi en büyük hedeftir.
Knowledge is the supreme power.
- Bilgi en büyük güçtür.
The bus can carry a maximum of forty people.
- Otobüs en fazla kırk kişi taşıyabilir.
This truck has a maximum load of 5 tons.
- Bu kamyon en fazla 5 ton yük taşıma kapasitesine sahip.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Tom always has the cutest profile pictures.
- Tom'un her zaman en hoş profil resimleri vardır.
When we started out in 2009, I was convinced that our store would become one of the best in the city.
- 2009'da işe başladığımızda, mağazanın şehirdeki en iyilerden biri olacağına ikna edildim.
Starbucks is the best place to buy coffee.
- Starbucks kahve satın almak için en iyi yerdir.
Tom is the most evil person I have ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıdığım en kötü kişidir.
In my opinion, Twitter bird is the most evil bird in our world.
- Kendi görüşüme göre, Twitter kuşu dünyamızdaki en kötü kuştur.
I want to meet Tom as soon as possible.
- En kısa zamanda Tom'la tanışmak istiyorum.
We'll try to do that as soon as possible.
- En kısa zamanda bunu yapmaya çalışacağız.
She knows a lot about the latest fashions.
- O, en son modalar hakkında çok şey biliyor.
She follows all the latest trends in fashion.
- O modadaki bütün en son trendleri izler.
This laboratory is equipped with the latest computers.
- Bu laboratuvar en yeni bilgisayarlarla donatılmıştır.
He is driving at top speed.
- O en yüksek hızda sürüyor.
Food prices are at their highest level since the United Nations Food and Agriculture Organization began keeping records in 1990.
- Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kurumu 1990'da kayıt tutmaya başladığından beri, yiyecek fiyatları en yüksek seviyesindedir.
Mount Everest is the world's highest peak.
- Everest Dağı Dünyanın en yüksek tepesidir.
Mount Everest is the world's highest peak.
- Everest dağı dünyanın en yüksek tepesidir.
Paying attention to what you are doing is one of the most important keys to success.
- Ne yaptığına dikkat etmek başarmak için en önemli anahtarlardan biridir.
Security is the greatest enemy.
- Güvenlik en büyük düşmandır.
To swim in the ocean is my greatest pleasure.
- Okyanusta yüzmek benim en büyük zevkimdir.
We guarantee the lowest price for a French language school in Quebec, Canada.
- Biz Quebec, Kanada'da bir Fransızca dil okulu için en düşük fiyatı garanti ediyoruz.
Absolute zero is the lowest possible temperature.
- Mutlak sıfır, mümkün olan en düşük sıcaklıktır.
She's at most 20 years old.
- O, en fazla yirmi yaşındadır.
He can only pay twenty dollars at most.
- O, en fazla sadece yirmi dolar ödeyebilir.
Cherry blossoms last only for a few days, a week at the most.
- Kiraz çiçekleri, sadece birkaç gün dayanır, en fazla bir hafta.
At the most, you'll only be 30 minutes late.
- En fazla, sadece otuz dakika geç kalacaksın.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Tom is one of the nicest guys I've ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıştığım en hoş erkeklerden biri.
Tom's one of the nicest guys I've ever met.
- Tom, tanıştığım en hoş erkeklerden birisi.
Next to him, I'm the fastest runner in our class.
- Onun yanında, ben bizim sınıfta en hızlı koşucuyum.
Who can run fastest in your class?
- Senin sınıfında en hızlı kim koşabilir?
What's the quickest way to deal with this problem?
- Bu sorunla ilgilenmenin en hızlı yolu nedir?
Flying is the quickest way to travel.
- Uçmak seyahat etmek için en hızlı yoldur.
This is the tallest tree I have ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en uzun ağaç.
I am the tallest of the three.
- Ben üçünün en uzunuyum.
This building is the architect's crowning achievement.
- Bu bina mimarın en yüksek başarısıdır.
Which is the highest mountain in Japan?
- Japonya'daki en yüksek dağ hangisidir?
The quality of higher education must answer to the highest international standards.
- Daha yüksek eğitim kalitesi, en yüksek uluslararası standartlara cevap vermelidir.
Tom is the richest man I know.
- Tom tanıdığım en zengin kişidir.
The richest 85 people in the world are as wealthy as the poorest half of the planet's population.
- Dünyadaki en zengin 85 kişi gezegenin nüfusunun en yoksul yarısı kadar zengin.
Tom has $300 at most.
- Tom'un en çok 300 doları var.
She is eighteen at most.
- O en çok on sekizdir.
She likes traveling best of all.
- O en çok seyahat etmekten hoşlanır.
Take the one you like best, whichever it is.
- En çok sevdiğin birini al, hangisi olursa olsun.
It'll take us three, maybe four weeks at the most.
- En çok üç, belki dört haftamızı alacak.
This watch costs ten dollars at the most.
- Bu saat en çok on dolar tutar.
The main thing I'm worried about is that I'm not worried.
- Endişelendiğim en önemli şey endişeli olmadığımdır.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
The university conferred its highest degree on him.
- Üniversite ona en yüksek dereceyi bahşetti.
Customer service is one of our foremost priorities.
- Müşteri hizmetleri bizim en önemli önceliğimizden biridir.
First and foremost, you need to figure out why you're here.
- Birincisi ve en önemlisi, neden burada olduğunu anlaman gerekiyor.