Tom went deeper into the cave.
- Tom mağarada daha derine gitti.
As we dive deeper, the water becomes colder.
- Daha derine daldığımız zaman su soğur.
She has a very deep contralto.
deep in debt, deep in the mud.
The roots of this tree go down deep.
- Bu ağacın kökleri derinlere uzanıyor.
How deep is this lake?
- Bu göl ne kadar derin?
This book profoundly impressed me.
- Bu kitap beni derinden etkiledi.
Tom sighed profoundly.
- Tom derinden içini çekti.
Layla had deep religious convictions.
- Leyla'nın derin dinsel inançları vardı.