O konfor içinde yaşamaktadır.
- He lives comfortably.
O konfor içinde yaşar.
- She lives in comfort.
Üniversite sürecini rahatlıkla tamamladım.
- I completed the university course comfortably.
Ben size rahatlık verebilirim.
- I can give you comfort.
O yalnızken kendini her zaman müzikle rahatlattı.
- She always comforted herself with music when she was lonely.
Direksiyonun arkasında daha rahat hissediyorum.
- I feel more comfortable behind the wheel.
Onun huzurunda asla rahat hissetmem.
- I never feel comfortable in his presence.
Tom Mary'yi teselli etmeye çalıştı.
- Tom tried to comfort Mary.
O, onu teselli etmeye çalıştı fakat o ağlamaya devam etti.
- She tried to comfort him, but he kept crying.
Tebdilimekânda ferahlık vardır.
- A change of scenery would provide comfort.
Tom Meryem'i ferahlatmak istedi.
- Tom wanted to comfort Mary.
Bir kadın kızdığında, onu rahatlatmak için ihtiyacın olan tek şey dört küçük öpücüktür.
- When a woman's angry, four little kisses are all you need to comfort her.
Tom Mary'yi rahatlatmak için elinden geleni yapıyor.
- Tom is doing his best to comfort Mary.
Markku Liisa'yı teselli etmek istedi.
- Markku wanted to comfort Liisa.
Tom Mary'yi teselli etmek istedi.
- Tom wanted to comfort Mary.
O ağladı ve ağladı ama hiç kimse onu avutmak için gelmedi.
- She cried and cried, but nobody came to comfort her.
Tom Meryem'i rahat ettirmek istedi.
- Tom wanted to comfort Mary.
Tom, Mary'yi rahat ettirmek için elinden gelenin en iyisini yaptı.
- Tom did his best to comfort Mary.
In due course they reach Albany, then a small Dutch town filled with Dutch people, Dutch comforts and frugality, and Dutch cabbage.
the comforts of home.
Rob comforted Aaron because he was lost and very sad.
... how to apply makeup on in the comforts of their home, ...