I know one of them but not the other.
- Birini tanıyorum da ötekini değil.
One, two, three, four, five, six, seven, eight, nine, ten.
- Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on.
Did God really create the earth in a single day?
- Tanrı, dünyayı gerçekten tek bir günde mi yarattı?
Get both a phone and internet access in a single package!
- Tek bir pakette hem bir telefon hem de bir internet erişimi alın!
He needs something to drink.
- İçecek bir şeye ihtiyacı var.
Is there anything to drink in the refrigerator?
- Buzdolabında içilebilecek herhangi bir şey var mı?
I'm busy looking for an apartment.
- Ben bir daire aramakla meşgulüm.
We rented an apartment when we lived in New York.
- New York'ta yaşarken bir apartman dairesi kiraladık.
He read the poem in a monotone.
- O, şiiri monoton bir şekilde okudu.
Monopoly is a popular game for families to play.
- Monopoly ailelerin oynaması için popüler bir oyun.
I have a facial boil. There's a painful lump at the back of one nostril.
- Bir yüz çıbanım var.Bir burun deliğinin arkasında acılı bir yumru var.
Every time I think of Tom, I get a lump in my throat.
- Tom'u ne zaman düşünsem, boğazımda bir yumru hissediyorum.
Two heads are better than one.
- Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
A cup of coffee cleared my head.
- Bir fincan kahve kafamı aydınlattı.
They erected a statue in memory of Gandhi.
- Onlar Gandhi'nin anısına bir heykel diktiler.
An immense monument was erected in honor of the eminent philosopher.
- Büyük filozofun şerefine muazzam bir anıt dikildi.
The United States borders Canada.
- Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ile komşudur.
I would like to go to the United States one day.
- Bir gün Amerika'ya gitmek istiyorum.
Many Eastern religions teach that there is a unity behind the diversity of phenomena.
- Birçok Doğu dinleri olayların çeşitliliği arkasında bir birlik olduğunu öğretir.
The Emperor is the symbol of the unity of the people.
- İmparator, halkın birliğinin sembolüdür.
He lives somewhere about here.
- O, burada bir yerde yaşıyor.
I thought we were going to go somewhere.
- Bir yere gideceğimizi düşünmüştüm.
Tom bought an engagement ring for Mary with money he inherited from his grandfather.
- Tom büyükbabasından miras kalan parayla Mary için bir nişan yüzüğü aldı.
Do you have any engagement tomorrow?
- Yarın herhangi bir randevun var mı?
This is a nice change of pace.
- Bu hoş bir değişiklik.
After a hectic few days at work, Tom is looking forward to a change of pace.
- İşte yoğun geçen birkaç günden sonra, Tom bir değişikliği iple çekiyor.
I've brought you a little something.
- Sana küçük bir şey getirdim.
Do you want some coffee?
- Biraz kahve ister misin?
They began with a strong attack against the enemy.
- Düşmana karşı şiddetli bir taarruza geçtiler.
In Germany today, anti-violence rallies took place in several cities, including one near Hamburg where three Turks were killed in an arson attack on Monday.
- Bugün Almanya'da, Pazartesi günü kundaklamada üç Türk'ün öldürüldüğü Hamburg'un yakınında bir yer de dahil birçok şehirde şiddet karşıtı mitingler gerçekleşti.
We should play squash together sometime.
- Bir ara birlikte duvar tenisi oynamalıyız.
Butternut squash is a good source of manganese, potassium, and vitamins A, C, and E.
- Balkabağı, iyi bir manganez, potasyum ve A, C ve E vitaminleri kaynağıdır.