I succeeded in reaching the top of the mountain.
- Dağın tepesine ulaşmayı başardım.
Everything on top of the table started rattling when the earthquake hit.
- Deprem vurduğunda masanın üstündeki her şey tıkırdamaya başladı.
I am the patrol leader.
- Ben devriye başkanıyım.
Former London mayor Boris Johnson was the leader of the campaign for Brexit.
- Eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson Brexit için kampanyanın lideriydi.
I have a bad headache.
- Korkunç derecede başım ağrıyor.
Lee Leffingwell is the head of the Austin City Council.
- Lee Leffingwell, Austin Şehir Konseyi'nin başkanıdır.
The beginning is the most important part of the work.
- Başlangıç işin en önemli kısmıdır.
She will arrive in Tokyo at the beginning of next month.
- Önümüzdeki ayın başında Tokyo'ya varacak.
She didn't like horsemeat, initially.
- Başlangıçta at etini beğenmedi.
I'm going to lay you down in the green grass underneath that big old oak tree and then carve our initials into its trunk.
- O büyük, ihtiyar meşe ağacının dibinde çimlere uzanıp, gövdesine adlarımızın baş harflerini kazıyacağım.
After the entrée comes the main dish.
- Başlangıç yemeğinden sonra ana yemek gelir.
His failure was mainly due to carelessness.
- Onun başarısızlığı çoğunlukla dikkatsizliği yüzündendi.
What heading does this come under?
- Bu hangi başlığın altında toplanıyor?
The Prime Minister will hold a press conference tomorrow.
- Başbakan yarın bir basın toplantısı düzenleyecek.
Mr Suzuki, who is a former Prime Minister, will be chairman of the committee.
- Bay Suzuki, eski bir Başbakan, komitenin başkanı olacak.
Kinshasa is the capital city of the Democratic Republic of Congo.
- Kinşasa, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin başkentidir.
Washington is the capital of the United States.
- Washington, Amerika Birleşik Devletleri'nin başkentidir.
My grandfather nodded and smiled at me.
- Büyükbabam başını salladı ve gülümsedi.
Grandmother carried the table by herself.
- Büyükanne masayı kendi başına taşıdı.
Mr. Jackson is our principal.
- Bay Jackson bizim başkanımız.
Mr. Jackson is our principal.
- Bay Jackson, bizim başımız.
Nobody has heard of it but me.
- Benden başka hiç kimse onu duymadı.
Aside from him, nobody else came to the party.
- Onun dışında, başka hiç kimse partiye gelmedi.
Everything starts from the basis.
- Her şey temelden başlar.
We work on a piecework basis.
- Biz parça başı esasına göre çalışırız.
The primary cause of his failure is laziness.
- Onun başarısızlığının ana nedeni tembelliktir.
The show Hoarders is one of the primary causes of armchair psychology in America.
- Gösteri Stokçular Amerika'da koltuk psikolojinin başlıca nedenlerinden biridir.
I am forever in trouble.
- Benim her zaman başım belada.
He lived alone in the forest.
- Ormanda yalnız başına yaşadı.
The premier and his cabinet colleagues resigned.
- Başbakan ve kabine arkadaşları istifa ettiler.
Manchester United is one of the most successful teams in both the Premier League and England.
- Manchester United, hem Premier League'de hem de İngiltere'de en başarılı takımlardan biridir.
The army chief reported that the war was lost.
- Genelkurmay başkanı savaşın kaybedildiğini bildirdi.
The chief clerk is not a hardworking man, but gets ahead rapidly because he knows how to curry favor with his superiors.
- Baş katip çalışkan bir adam değil fakat üstlerine nasıl yaltaklanacağını bildiği için çabuk ilerliyor.
Tom loves architecture more than anything else in the world.
- Tom mimariyi dünyadaki başka her şeyden daha çok seviyor.
Laurent Weber is the archbishop of Portland.
- Laurent Weber Portland'ın başpiskoposu.
There used to be a post office on the corner.
- Köşe başında postahane vardı.
I quit my job and moved so I could start off with a clean slate.
- Maziye sünger çekip yeniden başlamak için işimi bıraktım ve taşındım.
Mario Draghi is the head of the European Central Bank.
- Mario Draghi, Avrupa Merkez Bankası'nın başkanıdır.
I work in Central Park every morning starting at six.
- Central Park'ta her sabah altıda başlayarak çalışıyorum.
He bowed to his teacher.
- O, başıyla öğretmenini selamladı.
Tom bowed his head in shame.
- Tom utançla başını eğdi.
I thought it easy at first.
- Ben ilk başta onun kolay olduğunu düşündüm.
At first, they were all convinced he was innocent.
- İlk başta, onların hepsi onun masum olduğuna ikna oldular.
It's interesting to observe American politics, especially during a presidential election.
- Amerikan siyasetini, özellikle başkanlık seçimi sırasında gözlemlemek ilginçtir.
The mayor addressed the general public.
- Belediye başkanı halka hitap etti.
The general decided to launch an offensive against the enemy camp.
- General düşman kampına karşı bir saldırı başlatmaya karar verdi.
All beginnings are difficult.
- Bütün başlangıçlar zordur.
In love, there are only beginnings.
- Aşkta, sadece başlangıçlar vardır.
If I start eating potato chips, I can't stop.
- Patates cipsi yemeye başlarsam, duramam.
I ate the whole bag of potato chips by myself.
- Bir torba patates cipsini tek başıma yedim.
Do you have a course for beginners?
- Yeni başlayanlar için bir kursunuz var mı?
If you flunk this exam, you'll have to repeat the course.
- Bu sınavda başarısız olursan, kursu tekrar etmek zorunda kalacaksın.
The mayor presented him with the key to the city.
- Belediye başkanı ona şehrin anahtarını sundu.
Tom hadn't cleaned his keyboard for months, and it was clogged with dust, food particles, and God knows what else.
- Tom aylardır klavyesini temizlememişti, ve o tozla, gıda parçalarıyla ve Allah bilir başka neyle dolmuştu.
I couldn't but sympathize with the girl who had lost her parents in the accident.
- Kazada ebeveynlerini kaybetmiş kıza başsağlığı bile dileyemedim.
Apart from his parents, no one knows him very well.
- Ebeveynlerinden başka hiç kimse onu çok iyi tanımıyor.
My glasses started to slip down my nose.
- Gözlüğüm burnumdan aşağı kaymaya başladı.
I don't poke my nose into other people's business.
- Burnumu başkalarının işine sokmam.
To protect your head, you need to wear a helmet.
- Başınızı korumak için bir kask takmanız gerekir.
Masterpieces are only successful attempts.
- Başyapıtlar yalnızca başarılı denemelerdir.
His masterpiece has not appeared yet.
- Onun başyapıtı henüz görünmedi.
Nobody listens to this music except nuts.
- Delilerden başka kimse bu müziği dinlemez.
When did you start liking baseball?
- Ne zaman beyzbolu sevmeye başladın?
Probably, the prime minister means 'politics based on religious values.'
- Muhtemelen Başbakan, dinî değerlere dayalı siyaseti kast ediyordur.
A good beginning makes a good ending.
- İyi başlayan iyi biter.
Whatever has a beginning also has an end.
- Başlangıcı olanın sonu da vardır.
A good beginning makes a good ending.
- İyi başlayan iyi biter.
People can begin to love when they choose, but they have no choice when it comes to ending love.
- İnsanlar seçtiklerinde sevmeye başlayabilir ama biten sevgi geldiğinde seçenekleri yoktur.
He is suffering from a headache.
- O, baş ağrısından acı çekiyor.
The patient is always complaining of a headache.
- Hasta her zaman bir baş ağrısından şikayetçi.
Tom has been experiencing severe headaches and dizziness.
- Tom şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi yaşıyor.
Mary didn't suffer from dizziness.
- Mary baş dönmesinden muzdarip değildi.
Getting rid of garbage has become a major headache for the authorities.
- Çöpten kurtulmak yetkililer için büyük bir baş belası haline gelmiştir.
My initials are on my briefcase.
- Benim ismimin baş harfleri benim evrak çantasının üstünde.
The couple carved their initials in an oak tree.
- Çift baş harflerini meşe ağacına kazıdı.
The Joker is Batman's archenemy.
- Joker, Batman'ın baş düşmanıdır.
Lex Luthor is Superman's archenemy.
- Lex Luthor Süpermen'in baş düşmanıdır.
You're something of a troublemaker, aren't you?
- Sen biraz baş belasısın, değil mi?
You are a troublemaker.
- Sen bir baş belasısın.
Tom has a lot of dizzy spells.
- Tom'un birçok baş döndürücü büyüleri vardır.
Aren't you still dizzy?
- Hâlâ baş döndürücü değil misin?
Başlangıçta varsıllık içinde yaşıyorlardı.
- Başlangıçta lüks ve sefa içinde yaşıyorlardı.
Başlangıçta lüks ve sefa içinde yaşıyorlardı.
- Başlangıçta varsıllık içinde yaşıyorlardı.