Çok çalışmak zorundasın.
- Du musst viel arbeiten.
Artık burada çalışmak istemiyorum.
- Ich will hier nicht mehr arbeiten.
Casus evrakları yaktı.
- The spy burned the papers.
Ben atalarımın kim olduğunu bilmiyorum. Bizim evraklar Nuh Tufanı sırasında kayboldu.
- I don't know who my ancestors are. Our papers got lost during the Flood.
Çok sayıda öğrenci yarı zamanlı işler arıyor.
- Many students are looking for part-time jobs.
Askerler eve gelmeye barış zamanı işlerini bulmaya başladılar.
- Soldiers began to come home and find peacetime jobs.
Biz kimlik belgelerimizi güvenlik masasına göstermek zorunda kaldık.
- We had to show our papers at the security desk.
Sınav kâğıtlarını öğretmene uzattım.
- I handed the examination papers in to the teacher.
Sınav kağıtların Pazartesiye kadar teslim edilmelidir.
- Your test papers must be handed in by Monday.
Casus evrakları yaktı.
- The spy burned the papers.
Evraklarını derhal teslim et.
- Hand in your papers at once.
Tom büyük bir fabrika için çalışıyor.
- Tom works for a large factory.
O bir fabrikada çalışıyor.
- He works in a factory.
Onun çalışmalarından hiçbirini görmedim.
- I have seen neither of his works.
Picasso'nun çalışmalarını severim.
- I like the works of Picasso.
Şekspir'in tüm eserlerine sahibim.
- I have the complete works of Shakespeare.
Bilgisayarlar gerçekten edebi eserleri çevirebilir mi?
- Can computers actually translate literary works?
Karıştırma tesisinden şantiyeye beton taşımak için doksan dakikamız var.
- We have ninety minutes to carry the concrete from the mixing plant to the worksite.
O bir sıhhi tesisat şirketi için çalışıyor.
- He works for a plumbing company.
Boş eller internetin atölyesidir.
- Idle hands are the Internet's workshop.
Tom'un bodrumunda bir atölyesi var.
- Tom has a workshop in his basement.
Birisi işleri baltaladı.
- Someone's put a spanner in the works.
Eğitimin zorunlu karakteri çocukların içinde öğrenme arzusu geliştirmek için çeşitli şekillerde çalışmaya adanmış işlerin çokluğunda nadiren analiz edilir.
- The mandatory character of schooling is rarely analyzed in the multitude of works dedicated to the study of the various ways to develop within children the desire to learn.
O tamamen reklam yapıldığı gibi çalışır.
- It works exactly as advertised.
Öğretmenlik yapıyor ama aslında bir vampir.
- He works as a teacher, but actually he's a vampire.
I must work hard to make up for lost time.
- Ich muss hart arbeiten, um die verlorene Zeit aufzuholen.
I wanted to work this summer.
- Ich wollte diesen Sommer arbeiten.