Tom Mary'ye mutlak gerçeği söyledi.
- Tom told Mary the absolute truth.
Diktatörün tüm yardımcıları ile ilgili mutlak sadakatı vardı.
- The dictator had the absolute loyalty of all his aides.
Tom Mary'ye mutlak gerçeği söyledi.
- Tom told Mary the absolute truth.
Diktatörün tüm yardımcıları ile ilgili mutlak sadakatı vardı.
- The dictator had the absolute loyalty of all his aides.
Bir grup insanın bizimle birlikte su kayağına gideceğini düşünmüştüm. Fakat kesinlikle başka hiç kimse gelmedi.
- I thought a bunch of people would go water skiing with us, but absolutely no one else showed up.
Aşağı baktım ve kesinlikle söyleyecek hiçbir şeyim yoktu.
- I looked down and had absolutely nothing to say.
Dediğin şey tamamen saçmalıktır.
- What you said is absolute nonsense.
Daha fazla beklemek tam bir zaman kaybıdır.
- It's an absolute waste of time to wait any longer.
O katışıksız bir aptal.
- He's an absolute fool.
Tüm çalışanlarımdan mutlak sadakat istiyorum.
- I require absolute loyalty of my employees.
Tüm gün katiyen bir şey yemedim.
- I ate absolutely nothing the whole day.
Her şekilde, kesinlikle mükemmelsin.
- You're absolutely perfect, in every way.
Hayır, kesinlikle hatalısın. Tom radikal değil muhafazakardır. Sadece liberalizmden nefret ediyor.
- No, you are absolutely wrong. Tom is not radical but conservative. He just hates liberalism.
O sadece kesinlikle inanılmazdı.
- It was just absolutely unbelievable.
Şimdi İtalya'da olduğuna göre mutlaka Napoli'yi görmelisin.
- Now that you are in Italy, you must absolutely see Naples.
O olsaydı mutlaka heyecanlanırdık.
- We'd be absolutely thrilled if that happened.
Öyle yapmak kesinlikle imkansızdır.
- It is absolutely impossible to do so.
Aşağı baktım ve kesinlikle söyleyecek hiçbir şeyim yoktu.
- I looked down and had absolutely nothing to say.
Mutlak sıfır, mümkün olan en düşük sıcaklıktır.
- Absolute zero is the lowest possible temperature.
Mutlaka Ferrara ve Ravenna'ya bir gezi yapmanı öneririm.
- I suggest you to go absolutely on a trip to Ferrara and Ravenna.
Şimdi İtalya'da olduğuna göre mutlaka Napoli'yi görmelisin.
- Now that you are in Italy, you must absolutely see Naples.
Tamamen hareketsiz dur.
- Stay absolutely still.
Bu tamamen gereksizdi.
- That was absolutely unnecessary.
Ona mutlak hakikat dışında hiçbir şey söyleme.
- Don't tell her anything except the absolute truth.
Diktatörün tüm yardımcıları ile ilgili mutlak sadakatı vardı.
- The dictator had the absolute loyalty of all his aides.
Philosophers differ in how they treat their Absolutes.
he more absolute the ruler, the more absolute the revolution will be which replaces him.
absolute beauty.
moral absolutes.
Absolute rights and duties are such as pertain to man in a state of nature as contradistinguished from relative rights and duties, or such as pertain to him in his social relations.
Note: It is in dispute among philosophers whether the term, in this sense, is not applied to a mere logical fiction or abstraction, or whether the absolute, as thus defined, can be known, as a reality, by the human intellect.
Note: In this sense God is called the Absolute by the theist. The term is also applied by the pantheist to the universe, or the total of all existence, as only capable of relations in its parts to each other and to the whole, and as dependent for its existence and its phenomena on its mutually depending forces and their laws.
... It is the absolute same person. ...
... but nearly all of perception isn't highly relativistic absolute measures ...