Definition of ağırlaştırma in Turkish English dictionary
- aggro
- making heavier; making more difficult; slowing (sth) down;weighting, charging
- weighting
- making heavier
- charging
- making more difficult
- aggravation
- ağır
- heavy
Can you manage to carry that heavy suitcase by yourself?
- O ağır bavulu kendiniz taşıyabilir misiniz?
There is a heavy tax on tobacco.
- Tütünde ağır bir vergi vardır.
- ağır
- weighty
- ağır
- {s} slow
I'm taking it slow right now.
- Şimdi ağırdan alıyorum.
I want to see the scene in slow motion.
- Sahneyi ağır çekimde görmek istiyorum.
- ağır
- serious
Both were seriously wounded.
- Her ikisi de ağır yaralandı.
She was not seriously injured.
- O ağır yaralı değildi.
- ağırlaştırma apresi
- weighting size, weight giving finish, filling finish
- ağırlaştırma banyosu
- weighting bath, weight giving finish
- ağırlaştırma maddesi
- weighting agent
- ağır
- severe
In severe cases, cracks can form or it can snap apart.
- Ağır vakalarda çatlaklar oluşabilir ya da kırılabilir.
Tom must be severely punished.
- Tom ağır cezalandırılmalı.
- ağır
- {s} cumbersome
- ağır
- {s} harsh
The surrender terms were harsh.
- Teslim şartları ağır idi.
- ağır
- {s} languid
- ağır
- {s} arduous
- ağır
- lazy
- ağır
- severly
- ağır
- hurtful
- ağırlaştırmak
- {f} aggravate
- ağır
- {s} ponderous
- ağır
- nasty
- ağır
- difficult
This is the most difficult book I have ever read.
- Bu, şimdiye kadar okuduğum en ağır kitap.
- ağır
- smelly
- ağır
- clunky
- ağır
- biting
- ağır
- close
- ağır
- foul smell
- ağır
- deed
- ağır
- severest
- ağır
- offensive
- ağır
- viscous
- ağır
- precious
- ağır
- sharp
- ağır
- thick
The ice is not thick enough to hold our weight.
- Buz bizim ağırlığımızı taşıyacak kadar kalın değil.
- ağır
- cutting
- ağır
- {s} oppressive
- ağırlaştırmak
- slow something down
- ağırlaştırmak
- (Kanun) impair
- ağırlaştırmak
- exacerbate
- ağır
- {s} strong
The structure isn't strong enough to support that much weight.
- Yapı bu kadar ağırlığı taşıyacak kadar güçlü değil.
Hunger is one of the strongest griefs.
- Açlık en ağır sorunlardan biridir.
- ağır
- dull
- ağır
- torpid
- ağır
- onerous
- ağır
- drudge
- ağır
- rich
An earthquake, 8.9 on the Richter scale, hits Japan and causes a massive tsunami.
- Richter ölçeğine göre 8.9 şiddetinde bir deprem, Japonya'yı vurdu ve ağır bir tsunamiye sebep oldu.
- ağır
- drudging
- ağır
- drudgery
- ağır
- logy
- ağır
- hulking
- ağır
- stick-in-the-mud
- ağır
- tardy
- ağır
- laggard
- ağır
- desperate
- ağırlaştırmak
- burthen
- ağırlaştırmak
- weight
- ağırlaştırmak
- slow down
- ağır
- not fast
- ağır
- heavier
This racket of Jane's is a little heavier than the one which I bought yesterday.
- Jane'in bu raketi benim dün aldığımdan biraz daha ağır.
Gold is far heavier than water.
- Altın sudan çok daha ağırdır.
- ağır
- heavily
Were they heavily armed?
- Onlar ağır silahlı mıydı?
All these goods are heavily taxed.
- Tüm bu mallar ağır biçimde vergilendiriliyor.
- ağır
- valuable
- ağır
- graver
- ağır
- heavy weight
- ağır
- heavy; heavy, difficult, strenuous; dull, stodgy, ponderous; serious, grave, severe, nasty; stuffy, smelly; (söz) offensive, hurtful, cutting, biting; slow, ponderous; (yiyecek) indigestible, rich, stodgy, heavy; thick, viscous; (uyku) deep; valuable, pre
- ağır
- slow-moving
- ağır
- valuable, precious
- ağır
- hard
You are working too hard. Take it easy for a while.
- Çok çalışıyorsun. Bir süre ağırdan al.
Tom pretended to be hard of hearing.
- Tom kulağı ağır işitiyor gibi davranıyordu.
- ağır
- heavyweight
He will fight the heavyweight champion tomorrow.
- Yarın ağır siklet şampiyonu ile karşılaşacak.
- ağır
- bovine
- ağır
- heavy, difficult (work)
- ağır
- thick, viscous
- ağır
- sharp (words)
- ağır
- stuffy, oppressive; smelly
- ağır
- seriously
Both were seriously wounded.
- Her ikisi de ağır yaralandı.
Barney was wounded seriously.
- Barney ağır şekilde yaralandı.
- ağır
- slowly; ponderously
- ağır
- badly
His bag was badly damaged.
- Onun çantası ağır hasar gördü.
My car was badly damaged in the accident.
- Arabam kazada ağır hasar gördü.
- ağır
- indigestible
- ağır
- serious, difficult (problem)
- ağır
- dignified
Tom tried to look dignified.
- Tom ağırbaşlı görünmeye çalıştı.
You look very dignified.
- Çok ağırbaşlı görünüyorsun.
- ağır
- indigestible, rich, heavy (food)
- ağır
- heavy; (Askeriye) heavy
- ağır
- unwholesome
- ağır
- severely
Tom was severely injured.
- Tom ağır biçimde yaralandı.
Tom insulted me severely, but I gave him tit for tat.
- Tom bana ağır biçimde hakaret etti ama ben ona aynen karşılık verdim.
- ağır
- serious, grave (sickness, wound)
- ağır
- foul (smell)
- ağır
- serious-minded
- ağır
- back breaking
- ağır
- repressive
- ağır
- cutting, hurtful, offensive
- ağır
- slow; ponderous
- ağır
- {s} measured
- ağır
- slowly
- ağır
- {s} grievous
- ağır
- {s} stodgy
- ağır
- {s} smashing
- ağır
- {s} slashing
- ağır
- plodding
- ağır
- {s} toilful
- ağır
- {s} grave
Dan was struck and gravely injured by a truck.
- Dan bir kamyon tarafından çarpıldı ve ağır bir şekilde yaralandı.
- ağır
- {s} strenuous
- ağır
- {s} unwieldy
- ağır
- stiff
- ağır
- serious minded
- ağır
- distant
- ağır
- {s} cumbrous
- ağır
- funereal
- ağır
- {s} slack
- ağır
- pedestrian
- ağır
- {s} burdensome
- ağır
- {s} scornful
- ağır
- sweaty
- ağır
- {s} deep
- ağır
- {s} contemptuous
- ağır
- slow moving
- ağır
- ponderable
- ağır
- largo
- ağır
- musty
- ağır
- {s} deliberate
- ağır
- prosy
- ağır
- lento
- ağır
- burden
They were burdened with heavy taxes.
- Ağır vergi yükü altındaydılar.
- ağır
- acute
- ağır
- {s} sluggish
- ağır
- {s} Fabian
- ağır
- {s} lumbering
- ağır
- soggy
- ağır
- {s} massive
An earthquake, 8.9 on the Richter scale, hits Japan and causes a massive tsunami.
- Richter ölçeğine göre 8.9 şiddetinde bir deprem, Japonya'yı vurdu ve ağır bir tsunamiye sebep oldu.
- ağır
- {s} hefty
- ağır
- {s} foul
- ağır
- {s} toilsome
- ağır
- {s} muzzy
- ağırlaştırmak
- to aggravate
- ağırlaştırmak
- to make more difficult, make harder
- ağırlaştırmak
- to make heavier; to make more difficult; to slow (sth) down; to aggravate, to exacerbate
- ağırlaştırmak
- burden
- ağırlaştırmak
- to make heavier; to weigh down
- ağırlaştırmak
- to slow (something) down
- ağırlaştırmak
- (Tekstil) charge
- ağırlaştırmak
- (Tekstil) load
- ipek ağırlaştırma
- silk weighting