ülkede

listen to the pronunciation of ülkede
Turkish - English
in country
ülke
country

Holland is a small country. - Hollanda küçük bir ülkedir.

Pakistan is a Muslim country. - Pakistan Müslüman bir ülkedir.

ülkede huzur sağlama
pacification
ülke
{i} land

America is a land of immigrants. - Amerika bir göçmenler ülkesidir.

The travelers came from many lands. - Birçok ülkeden gezgin geldi.

ülke
nation

Many nations had signed the treaty in 1997 in Kyoto, Japan. - Birçok ülke Kyoto, Japonya'da 1997 yılında antlaşma imzaladı.

Western nations have to put their heads together to strengthen the dollar. - Batılı ülkeler doları güçlendirmek için baş başa verip düşünüyorlar.

ülke
(Bilgisayar) country/region
ülke
region

It's the coldest region in the country. - Bu ülkede en soğuk bölgedir.

There were storms in that region of the country. - Ülkenin o bölgesinde fırtınalar vardı.

ülke
state

Vatican City with its 0.44 km² is the world's smallest state. - 0.44 km²'lik Vatikan, dünyanın en küçük ülkesidir.

While the civil war went on, the country was in a state of anarchy. - İç savaş sırasında, ülke anarşik bir durum içindeydi.

ülke
(Bilgisayar) st
ülke
home

He left his hometown on a cold morning. - Soğuk bir sabahta ülkesini terk etti.

No sooner had the spy returned home than he was told to go to another country. - Casus ülkesine döner dönmez başka bir ülkeye gitmesi söylendi.

ülke
{i} territory

The territory of the country Curacao consists of the islands Curacao and Little Curacao. - Curaçao ülkesinin toprakları, Curaçao ve Little Curacao adalarından oluşur.

ülke
realm

The king's realm was terrorized by a dragon. - Kralın ülkesi bir ejderha tarafından terörize edildi.

ülke
the country

Both of my parents were brought up in the country. - Ebeveynlerimin her ikisi de ülkede yetiştirildiler.

He says he is leaving the country for good. - O, sürekli olarak ülkeyi terk edeceğini söylüyor.

başka bir ülkede oturan mal sahibi
absentee
dış ülkede politik dokunulmazlık
extraterritoriality
malının olduğu ülkede bulunmama
absenteeism
yabancı ülkede yaşayan
expatriate
yabancı ülkede yaşayan kimse
expatriate
ülke
country; domain
ülke
soil
ülke
clime
ülke
country (a political state)
ülke
(Hukuk) country, territory
ülke
domain

It is rather ridiculous that, in some countries, a person cannot even release their own work into the public domain. - Bazı ülkelerde, birinin kendi işini bile kamuya bırakamaması oldukça saçmadır.

ülke
bourne
ülke
amiability
Turkish - Turkish

Definition of ülkede in Turkish Turkish dictionary

Ülke
diyar
Ülke
toprak
ülke
Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, diyar, memleket: "Artık vatan toprağı, Rumeli'deki hudutlarından Anadolu'daki hudutlarına kadar yekpare bir ülke olmuştur."- Y. K. Beyatlı
ülke
Herhangi bir özelliği yönünden düşünülen bölge
ülke
Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, diyar, memleket
ülke
Devlet
ülke
Herhangi bir özelliği yönünden düşünülen bölge: "Dünyanın gelişmiş, gelişmemiş ülkelerini tek tek geziyorum."- H. Taner
ülke
Devlet: "Vicdan hürriyetine riayet eden tek ülke Osmanlı İmparatorluğu idi."- F. R. Atay
ülkede
Favorites