ömür boyu

listen to the pronunciation of ömür boyu
Turkish - English
for life

The man went to pieces when the judge said he would have to go to prison for life. - Yargıç onun ömür boyu hapsedileceğini söylediğinde adam sinir krizine girdi.

Tom is going to prison for life. - Tom ömür boyu hapse gidiyor.

1. lifelong. 2. all one's life, throughout one's life
in perpetuity
during good behavior
for perpetuity
to perpetuity
for life; lifelong, lifetime
perpetuity
lifetime

If that woman will love me for who I am for a lifetime, I would marry her. - O kadın beni ömür boyu ben olduğum için sevecekse ben onunla evlenirim.

This is the chance of a lifetime. - Bu bir ömür boyu şanstır.

life time
{s} lifelong

Marriage is a lifelong commitment. - Evlilik ömür boyu sadakattir.

It's been my lifelong dream to write a book. - Bir kitap yazmak benim ömür boyu hayalim.

ömür boyu süren
lifetime

This is the opportunity of a lifetime. - Bu, bir ömür boyu süren fırsattır.

ömür boyu askerlik yapan kimse
lifer
ömür boyu gelir
perpetuity
ömür boyu görevde kalan
perpetual
ömür boyu hak vermek
settle
ömür boyu hapis
life imprisonment, life sentence
ömür boyu hapis
(Hukuk) life sentence, life detention order
ömür boyu hapis
life sentence

He has a life sentence. - Onun ömür boyu hapis cezası var.

Tom is currently serving two life sentences for a series of murders. - Tom bir dizi cinayetten dolayı iki ömür boyu hapis cezası çekiyor.

ömür boyu hapis
lifer
ömür boyu hapis cezası
law life sentence
ömür boyu mülkiyet hakkı
life interest
ömür boyu sürme
perpetuity
ömür boyu yıllık gelir
life annuity
ömürboyu
lifelong
Turkish - Turkish
Sağ kalındığı, yaşandığı sürece