The man went to pieces when the judge said he would have to go to prison for life.
- Yargıç onun ömür boyu hapsedileceğini söylediğinde adam sinir krizine girdi.
Tom is going to prison for life.
- Tom ömür boyu hapse gidiyor.
If that woman will love me for who I am for a lifetime, I would marry her.
- O kadın beni ömür boyu ben olduğum için sevecekse ben onunla evlenirim.
This is the chance of a lifetime.
- Bu bir ömür boyu şanstır.
Marriage is a lifelong commitment.
- Evlilik ömür boyu sadakattir.
It's been my lifelong dream to write a book.
- Bir kitap yazmak benim ömür boyu hayalim.
This is the opportunity of a lifetime.
- Bu, bir ömür boyu süren fırsattır.
He has a life sentence.
- Onun ömür boyu hapis cezası var.
Tom is currently serving two life sentences for a series of murders.
- Tom bir dizi cinayetten dolayı iki ömür boyu hapis cezası çekiyor.