Her job is to teach English.
- Onun işi İngilizce öğretmektir.
That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach.
- İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.
He wanted to teach English at school.
- Okulda İngilizce öğretmek istiyordu.
How long has it been since you gave up teaching at that school?
- O okulda öğretmekten vazgeçtiğinden beri ne kadar süre oldu?
I use animals to instruct people.
- İnsanlara öğretmek için hayvanları kullanırım.
Teaching English is his profession.
- İngilizce öğretmek onun mesleğidir.
Did Mr Davis come to Japan to teach English?
- Bay Davis Japonya'ya İngilizce öğretmek için mi geldi?
That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach.
- İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.
While employed at the bank, he taught economics at college.
- Bankada görevlendirildiğinde ,kolejde ekonomi öğretti.
He taught me how to swim.
- O, bana yüzmeyi öğretti.
Are you a teacher? Yes, I am.
- Siz bir öğretmen misiniz? Evet, ben bir öğretmenim.
I will teach you to play chess.
- Sana satranç oynamayı öğreteceğim.
Not all of the books are instructive.
- Kitapların hepsi öğretici değil.
My driving instructor says I should be more patient.
- Sürüş öğretmenim daha sabırlı olmam gerektiğini söylüyor.
Your method of teaching English is absurd.
- Senin İngilizce öğretme yöntemin saçmadır.
He earns his living by teaching English.
- Hayatını İngilizce öğreterek kazanıyor.
My father teaches English at a high school.
- Babam, bir lisede İngilizce öğretiyor.
This is the school where she is teaching.
- Burası, onun öğretmenlik yaptığı okul.