öğreten

listen to the pronunciation of öğreten
Turkish - English
instructive
conveying knowledge, information or instruction

Well, that was an instructive lesson.

conveying knowledge
{s} serving to instruct or teach
Conveying knowledge; serving to instruct or inform; as, experience furnishes very instructive lessons
A case in the Finnish language. It expresses the means or the instrument used to perform an action
Something that is instructive gives useful information. an entertaining and instructive documentary. = informative. providing a lot of useful information
tending to increase knowledge or dissipate ignorance; "an enlightening glimpse of government in action"
serving to instruct of enlighten or inform
öğret
{f} taught

He taught himself French. - Kendisine Fransızca öğretti.

My mother taught me how to make osechi. - Annem bana nasıl osechi yapılacağını öğretti.

öğret
{f} teach

Yumi will become a teacher. - Yumi öğretmen olacak.

Are you a teacher? Yes, I am. - Siz bir öğretmen misiniz? Evet, ben bir öğretmenim.

öğret
{f} enlightened
öğret
instruct

My driving instructor says I should be more patient. - Sürüş öğretmenim daha sabırlı olmam gerektiğini söylüyor.

I've been a ski instructor for three years. - Üç yıldır bir kayak öğretmeniyim.

öğret
{f} edifying
öğret
{f} teaching

All our teachers were young and loved teaching. - Tüm öğretmenler gençtiler ve öğretmeyi sevdiler.

He earns his living by teaching English. - Hayatını İngilizce öğreterek kazanıyor.

öğret
edify
öğret
school

What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers. - Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.

Didn't they teach you common sense as well as typing at the school where you studied? - Eğitim yaptığın okulda yazı yazmanın yanı sıra sağduyuyu öğretmediler mi?

öğret
schooling