Tom suffers from multiple sclerosis.
- Tom çoklu doku sertleşmesinden muzdarip.
Multiple injuries have been reported.
- Çoklu yaralanmalar bildirildi.
I'm pretty good at multitasking.
- Çoklu görevde oldukça iyiyim.
Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels.
- Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.
I have too much homework today.
- Bugün, çok fazla ödevim var.
If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
There were too many people at the concert.
- Konserde çok fazla kişi vardı.
The accident has caused many deaths.
- Kaza çok fazla ölüme neden oldu.
Understanding you is really very hard.
- Seni anlamak gerçekten çok zor.
I haven't a very good dictionary.
- Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.
I can read Chinese fairly well, but I can't write it very well.
- Ben Çince'yi oldukça iyi okuyabilirim ama çok iyi yazamam.
Tom became fairly fluent in French after about three years of intense study.
- Yaklaşık üç yıl süren yoğun çalışmadan sonra Tom Fransızcada çok akıcı oldu.
This is too difficult for me.
- Bu benim için çok zordu.
It was too difficult for me.
- Bu benim için çok zordu.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
She's a very good teacher.
- O çok iyi bir öğretmendir.
Thank you very much for sending me such a nice present.
- Bana böyle hoş bir hediye gönderdiğin için çok teşekkür ederim.
You're very lucky you know! A such thing happen only once in a lifetime.
- Bilirsin çok şanslısın! Böyle bir şey bir ömür boyu sadece bir kez olur.
Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth.
- Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.
Japanese tourists abroad are big spenders.
- Yurt dışındaki Japon turistler çok para harcarlar.
Japan consumes a lot of paper.
- Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
What a lot of books he has!
- Onun ne de çok kitabı var!
Oil is abundant in that country.
- Şu ülkede petrol çoktur.
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
There's no need to hurry. We have plenty of time.
- Acele etmeye gerek yok. Çok zamanımız var.
Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston.
- Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.
You're not very tidy.
- Sen çok düzenli değilsin.
Mary's apartment is very tidy.
- Mary'nin dairesi çok düzenli.
Tom didn't know that Mary was already dead.
- Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.
I'm not sure, but perhaps Tom is already dead.
- Emin değilim ama belki de Tom çoktan öldü.
I've been to Boston countless times.
- Pek çok kez Boston'a gittim.
He spent countless hours preparing for the test.
- Teste hazırlanmak için çok saatler harcadı.
I was very exuberant.
- Ben çok hayat doluydum.
Tom lives a very lavish lifestyle.
- Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.
Listening to music is lots of fun.
- Müzik dinlemek çok eğlenceli.
We had lots of fun at the picnic.
- Biz piknikte çok eğlendik.
What happened to make you laugh so much?
- Sizi çok güldürecek ne oldu?
I had no idea that Tom knew so much about zebras.
- Tom'un zebralarla ilgili çok şey bildiğine dair bir fikrim yoktu.
There are numerous universities in Kyoto.
- Kyoto'da çok sayıda üniversite var.
The king had numerous illegitimate children with her.
- Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.
What a lot of books he has!
- Onun ne de çok kitabı var!
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise.
- O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.
Layla was a very deadly woman.
- Leyla çok ölümcül bir kadındı.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
This desk was too heavy for Patty to lift.
- Bu masa Patty'nin kaldırması için çok ağırdı.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
Tom does seem awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyor.
I'm awfully sorry that I was late.
- Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.
I am very much surprised to hear that he got badly injured in a motorcar accident.
- Ben onun bir otomobil kazasında kötü yaralandığını duyunca çok şaşırdım.
The bread is cutting badly because it's very soft.
- Ekmek çok yumuşak olduğu için zor kesiliyor.
The fountain is lit with multi-colored lights.
- Çeşme çok renkli ışıklarla aydınlatılıyor.
Tatoeba is a multi-language dictionary.
- Tatoeba çok dilli bir sözlüktür.
There were many guests - most of them were our teacher's classmates and friends.
- Çok sayıda misafir vardı-onlardan çoğu bizim öğretmenin sınıf arkadaşları ve arkadaşlarıydı.
It isn't a surprise that English is the world's most spoken language.
- Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.
English is pretty hard, isn't it?
- İngilizce çok zor, değil mi?
Understanding you is really very hard.
- Seni anlamak gerçekten çok zor.
The damage is too extensive.
- Zarar çok geniş çaplıdır.
He feels a good deal better than yesterday.
- Düne göre çok daha iyi hissediyor.
She spent a good deal of money on her vacation.
- O, tatiline çok para harcadı.
I like grape jelly best.
- En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.
Tom ate too many jelly donuts.
- Tom çok sayıda jöleli börek yedi.
I have a sore throat because of too much smoking.
- Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.
If you eat too much of this food, you may get a sore throat.
- Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.
The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure.
- Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.
There are a great many forest fires in America.
- Amerika'da pek çok orman yangını var.
Tom has collected a great many butterflies.
- Tom pek çok kelebek topladı.
A great number of students battled for freedom of speech.
- Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.
As a result of the war, a great number of victims remained.
- Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.
There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street.
- Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.
Tom loved his mother dearly.
- Tom annesini çok sevdi.
I hate Sunday! It's a horrible day!
- Pazar gününden nefret ediyorum! Çok kötü bir gün!
This medicine tastes horrible.
- Bu ilaç çok kötü tadıyor.
You speak tremendously fast.
- Çok hızlı konuşuyorsun.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla ağrıyor.
The price of this camera is very high.
- Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.
The kangaroo jumps very high.
- Kangurular çok yüksek sıçrarlar.
We rejected Tom's suggestion as too extreme.
- Biz Tom'un önerisini çok aşırı olarak reddettik.
His ideas are too extreme for me.
- Onun fikirleri benim için çok aşırı.
The test was multiple choice.
- Test çoktan seçmeliydi.
Tom has multiple talents.
- Tom'un birden çok yeteneği vardır.
It is very cold here all the year round.
- Bütün yıl boyunca burada hava çok soğuk.
There's a lot of rain all the year round.
- Yıl boyunca çok yağmur var.
It began to rain in earnest.
- Çok yağmur yağmaya başladı.
He began by saying that he would not speak very long.
- O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.
I hope the bus will come before long.
- Umarım otobüs çok geçmeden gelir.
Jon is far more attractive than Tom.
- Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.
He went so far as to call me a liar.
- O, bana bir yalan söyleyecek kadar çok ileri gitti.
Tom is extremely sophisticated.
- Ton son derece çok bilmiş.
Tom and his brothers are extremely close.
- Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.
Several slight shocks followed the earthquake.
- Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.
Several companies are competing to gain the contract.
- Çok sayıda şirket sözleşmeyi kazanmak için yarışıyor.
A good night's sleep will do you a world of good.
- İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.
Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen.
- Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.
I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior.
- Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.
The uprising was brutally suppressed.
- İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.
Tom has as much right to be here as Mary does.
- Tom'un Mary'nin olduğu kadar çok burada olma hakkı var.
Tom doesn't feel much like talking right now.
- Tom'un şu anda konuşmayı canı çok istemiyor.
The more you know about him, the more you like him.
- Onu tanıdıkça daha çok seversin.
She is very beautiful, and what is more, very wise.
- O çok güzeldir, daha neyse çok akıllıcadır.
Tom is an enormously gifted musician.
- Tom çok yetenekli bir müzisyen.
I've always admired you enormously.
- Sana her zaman çok hayran oldum.
Tom seemed awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyordu.
Tom can be awfully stubborn.
- Tom çok inatçı olabilir.
There is a vast difference between being able to make oneself understood in English and mastering the English language perfectly.
- Kendini İngilizce olarak ifade edebilmek ve İngiliz dilini mükemmel şekilde öğrenmek arasında çok büyük bir fark var.
There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad.
- Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.
Some people think the government has way too much power.
- Bazı insanlar hükümetin oldukça çok fazla gücünün olduğunu düşünüyor.
Tom has a lot of will power.
- Tom'un çok fazla irade gücü vardır.
She smokes excessively.
- O çok fazla sigara içiyor.
You shouldn't eat to excess.
- Çok fazla yememelisin.
I felt very strongly about it.
- Bu konuda çok şiddetle hissettim.
I didn't realize you felt so strongly about this.
- Bunun hakkında çok güçlü hissettiğini fark etmedim.
This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind.
- Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.
Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected.
- Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.
It's terribly cold. I think I'm going to catch a cold.
- Çok üşüyorum. Sanırım nezle olacağım.
Fadil knew that something was terribly wrong.
- Fadıl bir şeylerin çok yanlış olduğunu biliyordu.
You are really full of curiosity, aren't you?
- Gerçekten çok meraklısın, değil mi?
The man returned from his vacation full of beans.
- Adam tatilinden çok enerjik döndü.
Sometimes rich people look down on other people who do not have much money.
- Bazen zengin insanlar çok parası olmayan diğer insanlara tepeden bakarlar.
Tom said jokingly that he was not very rich.
- Tom şakayla çok zengin olmadığını söyledi.
Corn is the most highly subsidized crop in America.
- Mısır, ABD'de en çok mali destek alan tarım ürünüdür.
I think highly of him.
- Onu oldukça çok düşünüyorum.
The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated.
- Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.
Health is above wealth, for this does not give us so much happiness as that.
- Sağlık zenginliğin üstündedir, zira zenginlik bize sağlık kadar çok mutluluk vermiyor.
He values honor above anything else.
- O, onura her şeyden daha çok değer verir.
I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony.
- Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
She always dresses very simply.
- O her zaman çok sade şekilde giyinir.
This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind.
- Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.
The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it.
- Mormonlar çok eşliliği yasa dışı ilan ettiler fakat bazı taraftarları onu hâlâ uyguluyor.
It doesn't require you to be a polyglot.
- Çok dil bilen biri olmanızı gerektirmiyor.
The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular.
- Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.
The house I'm living in isn't very large.
- Yaşadığım ev çok büyük değil.
He has a large number of books on his bookshelf.
- Onun kitaplığında çok sayıda kitabı var.
Tom's only too happy to lend a hand where necessary.
- Tom sadece gerektiği yerde yardım etmekten çok mutlu.
She was only too glad to help us.
- O bize yardım etmek için sadece çok sevinçliydi.
My mom doesn't speak English very well.
- Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.
Mr Brown speaks Japanese very well.
- Bay Brown Japonca'yı çok iyi konuşur.
I have a great deal to do.
- Yapacak çok işim var.
His talk led me to believe that he knows a great deal.
- Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı.
Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly.
- Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.
Oh, hello. It's quite hot today really!
- Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!
Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't.
- Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.
There's no need to hurry. We have plenty of time.
- Acele etmeye gerek yok. Çok zamanımız var.
The noise of city life annoys me greatly.
- Şehir yaşamının gürültüsü beni çok sinirlendiriyor.
The news disturbed her greatly.
- Haber onu çok rahatsız etti.
I feel for you deeply.
- Ne çektiğini çok iyi anlıyorum.
Tom was deeply disturbed by this news.
- Tom bu haberden çok rahatsız oldu.
All socks are very precious.
- Tüm çoraplar çok değerlidir.
We have precious little time.
- Değerli çok az zamanımız var.
Before Tom met Mary, he drank heavily.
- Tom Mary ile tanışmadan önce, çok içerdi.
It rained heavily, and consequently the baseball game was called off.
- Çok yağmur yağdı ve dolayısıyla beyzbol maçı iptal edildi.
The audience was largely made up of very young children.
- Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.
I'm the type who likes to think things over very carefully.
- Şeylerin üzerinde çok dikkatlice düşünmeyi seven tipim.
Don't mourn over the loss of your loved one too long.
- Sevdiğin birinin kaybına çok uzun süre ağlama.
Thank you very much for your present.
- Hediyen için çok teşekkürler.
Thank you very, very much!
- Sana çok, çok teşekkürler!
You're a beast! You haven't even missed one question!
- Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!
These beasts are very friendly.
- Bu canavarlar çok cana yakın.
Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill.
- Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.
You're so good at writing. I'm terrible.
- Yazma konusunda çok iyisin. Ben kötüyüm.
Smoking is terrible for your health.
- Sigara içmek sağlığınız için çok kötüdür.
New York'un caddeleri çok geniş.
- New York'un caddeleri çok geniştir.
New York'un caddeleri çok geniştir.
- New York'un caddeleri çok geniş.