Multiple injuries have been reported.
- Çoklu yaralanmalar bildirildi.
Tom suffers from multiple sclerosis.
- Tom çoklu doku sertleşmesinden muzdarip.
Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels.
- Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.
I'm pretty good at multitasking.
- Çoklu görevde oldukça iyiyim.
I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
I have too much homework today.
- Bugün, çok fazla ödevim var.
You know many interesting places, don't you?
- Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi?
He has many enemies in the political world.
- Politik dünyada pek çok düşmanı var.
These are very old books.
- Bunlar çok eski kitaplar.
I haven't a very good dictionary.
- Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.
Tom became fairly fluent in French after about three years of intense study.
- Yaklaşık üç yıl süren yoğun çalışmadan sonra Tom Fransızcada çok akıcı oldu.
The teacher was very fair when she marked our exams.
- Öğretmen, sınavlarımızda not verirken çok adildi.
I have too much homework today.
- Bugün, çok fazla ödevim var.
It was too difficult for me.
- Bu benim için çok zordu.
She's a very good teacher.
- O çok iyi bir öğretmendir.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
You do such a thing once too often and get punished.
- Öylesine bir şeyi bir kez çok sık yaparsın ve cezalandırılırsın.
Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science.
- Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.
Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth.
- Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.
Tokyo is a very big city.
- Tokyo çok büyük bir şehirdir.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
She likes her school a lot.
- O okulunu çok seviyor.
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
Oil is abundant in that country.
- Şu ülkede petrol çoktur.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
There's no need to hurry. We have plenty of time.
- Acele etmeye gerek yok. Çok zamanımız var.
You're not very tidy.
- Sen çok düzenli değilsin.
Mary's apartment is very tidy.
- Mary'nin dairesi çok düzenli.
I'm not sure, but perhaps Tom is already dead.
- Emin değilim ama belki de Tom çoktan öldü.
I am dead tired from walking around all day.
- Bütün gün yürümekten çok yoruldum.
Countless stars were twinkling in the sky.
- Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.
Countless lives have been lost.
- Pek çok hayat kayboldu.
I was very exuberant.
- Ben çok hayat doluydum.
Tom lives a very lavish lifestyle.
- Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.
The game excited lots of people.
- Oyun çok sayıda insanı heyecanlandırdı.
I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind.
- Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.
I had no idea that Tom knew so much about zebras.
- Tom'un zebralarla ilgili çok şey bildiğine dair bir fikrim yoktu.
He hurt his arm lifting so much weight.
- Çok fazla ağırlık kaldırırken kolunu incitti.
There are numerous reasons to be hopeful.
- Umutlu olmak için çok sayıda sebep var.
The king had numerous illegitimate children with her.
- Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
What a lot of books he has!
- Onun ne de çok kitabı var!
He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise.
- O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.
Layla was a very deadly woman.
- Leyla çok ölümcül bir kadındı.
This desk was too heavy for Patty to lift.
- Bu masa Patty'nin kaldırması için çok ağırdı.
The traffic was very heavy. The cars were lined up bumper to bumper.
- Trafik çok yoğundu. Arabalar tampon tampona dizilmişti.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
Tom does seem awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyor.
Tom seemed awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyordu.
You must want this very badly.
- Bunu çok fazla istemelisin.
The bread is cutting badly because it's very soft.
- Ekmek çok yumuşak olduğu için zor kesiliyor.
The multi-talented kid speaks 5 languages and plays 6 musical instruments.
- Çok yetenekli çocuk 5 dil konuşuyor ve 6 müzik aleti çalıyor.
New York is a multi-racial city.
- New York çok ırklı bir şehirdir.
It isn't a surprise that English is the world's most spoken language.
- Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.
Windows is the most used operating system in the world.
- Dünyada en çok kullanılan işletim sistemi Windows'tur.
It's too hard for me.
- Bu benim için çok zordu.
Understanding you is really very hard.
- Seni anlamak gerçekten çok zor.
The damage is too extensive.
- Zarar çok geniş çaplıdır.
It snowed a good deal last night.
- Dün gece çok kar yağdı.
We learn a good deal at school.
- Biz okulda çok şey öğrendik.
Tom ate too many jelly donuts.
- Tom çok sayıda jöleli börek yedi.
I like grape jelly best.
- En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.
If you eat too much of this food, you may get a sore throat.
- Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.
I have a sore throat because of too much smoking.
- Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.
The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure.
- Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.
Tom has collected a great many butterflies.
- Tom pek çok kelebek topladı.
There are a great many forest fires in America.
- Amerika'da pek çok orman yangını var.
There are a great number of schools in this city.
- Bu şehirde çok sayıda okul vardır.
A great number of students battled for freedom of speech.
- Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.
There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street.
- Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.
Tom loved his mother dearly.
- Tom annesini çok sevdi.
This medicine tastes horrible.
- Bu ilaç çok kötü tadıyor.
You must feel horrible.
- Kendini çok berbat hissediyor olmalısın.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla ağrıyor.
You speak tremendously fast.
- Çok hızlı konuşuyorsun.
The price of this car is very high.
- Bu arabanın fiyatı çok yüksek.
It's high time you had a haircut.
- Saç tıraşı olmanın zamanı çoktan geldi.
Tom is extremely sophisticated.
- Ton son derece çok bilmiş.
We rejected Tom's suggestion as too extreme.
- Biz Tom'un önerisini çok aşırı olarak reddettik.
Tom gave Mary some advice on how to pass multiple-choice tests.
- Tom Mary'ye çoktan seçmeli testleri nasıl geçeği konusunda biraz tavsiye verdi.
Tom claimed that his father had raped him on multiple occasions.
- Tom babasının birden çok kez ona tecavüz ettiğini iddia etti.
There's a lot of rain all the year round.
- Yıl boyunca çok yağmur var.
Their garden is full of very beautiful flowers all the year round.
- Onların bahçesi tüm yıl boyunca çok güzel çiçeklerle dolu.
It began to rain in earnest.
- Çok yağmur yağmaya başladı.
He began by saying that he would not speak very long.
- O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.
Well, the night is quite long, isn't it?
- Güzel, gece çok uzun, değil mi?
Jane's farewell speech made us very sad.
- Jane'in veda konuşması bizi çok üzdü.
To take something too far.
- Bir şey alamayacak kadar çok uzak.
Tom is extremely sophisticated.
- Ton son derece çok bilmiş.
Tom and his brothers are extremely close.
- Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.
Several companies are competing to gain the contract.
- Çok sayıda şirket sözleşmeyi kazanmak için yarışıyor.
The multinational corporation lowered the price of several products.
- Çok uluslu ticaret şirketleri çok sayıda ürünün fiyatını düşürdü.
A good night's sleep will do you a world of good.
- İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.
Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen.
- Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.
I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior.
- Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.
The uprising was brutally suppressed.
- İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.
Tom has as much right to be here as Mary does.
- Tom'un Mary'nin olduğu kadar çok burada olma hakkı var.
Tom doesn't feel much like talking right now.
- Tom'un şu anda konuşmayı canı çok istemiyor.
The more you know about him, the more you like him.
- Onu tanıdıkça daha çok seversin.
I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
Tom is an enormously gifted musician.
- Tom çok yetenekli bir müzisyen.
I've always admired you enormously.
- Sana her zaman çok hayran oldum.
Tom can be awfully stubborn.
- Tom çok inatçı olabilir.
I'm awfully sorry that I was late.
- Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.
There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad.
- Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.
There is a vast difference between being able to make oneself understood in English and mastering the English language perfectly.
- Kendini İngilizce olarak ifade edebilmek ve İngiliz dilini mükemmel şekilde öğrenmek arasında çok büyük bir fark var.
Tom has a lot of will power.
- Tom'un çok fazla irade gücü vardır.
Japan's army was very powerful.
- Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.
She smokes excessively.
- O çok fazla sigara içiyor.
You shouldn't eat to excess.
- Çok fazla yememelisin.
I didn't realize you felt so strongly about this.
- Bunun hakkında çok güçlü hissettiğini fark etmedim.
Tom feels very strongly about this.
- Tom bu konuda çok güçlü hissediyor.
This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind.
- Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.
Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected.
- Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.
I was terribly confused by his question.
- Sorusuna çok şaşırdım.
Tom didn't seem terribly interested in learning French.
- Tom Fransızca öğrenmekle çok fazla ilgileniyor gibi gözükmüyor.
You are really full of curiosity, aren't you?
- Gerçekten çok meraklısın, değil mi?
Mary is young, but full of talent.
- Mary genç ama çok yetenekli.
Tom said jokingly that he was not very rich.
- Tom şakayla çok zengin olmadığını söyledi.
Sometimes rich people look down on other people who do not have much money.
- Bazen zengin insanlar çok parası olmayan diğer insanlara tepeden bakarlar.
Our personnel are very highly educated.
- Personelimiz oldukça çok eğitimlidir.
I think highly of him.
- Onu oldukça çok düşünüyorum.
The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated.
- Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.
This book is far above me.
- Bu kitap benim çok üzerimde.
Love is above money. The latter can't give as much happiness as the former.
- Sevgi paranın üstündedir. Sonraki önceki kadar çok mutluluk veremez.
I can't go out because I have a lot of homework.
- Dışarıya çıkamam çünkü çok ödevim var.
Japan consumes a lot of paper.
- Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind.
- Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.
She always dresses very simply.
- O her zaman çok sade şekilde giyinir.
The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it.
- Mormonlar çok eşliliği yasakladılar ama bazı yandaşları bunu hala uyguluyorlar.
Polyglots are much sexier.
- Çok dil bilenler çok daha seksidirler.
The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular.
- Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.
The house I'm living in isn't very large.
- Yaşadığım ev çok büyük değil.
He has a large number of books on his bookshelf.
- Onun kitaplığında çok sayıda kitabı var.
He will be only too glad to help you.
- Sadece ,sana yardım etmekten çok hoşnut olacak.
Tom's only too happy to lend a hand where necessary.
- Tom sadece gerektiği yerde yardım etmekten çok mutlu.
Mr Brown speaks Japanese very well.
- Bay Brown Japonca'yı çok iyi konuşur.
My mom doesn't speak English very well.
- Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.
I have a great deal to do today.
- Bugün yapacak çok işim var.
His talk led me to believe that he knows a great deal.
- Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı.
Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly.
- Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.
Oh, hello. It's quite hot today really!
- Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!
Tom should have plenty of time.
- Tom'un çok zamanı olmalı.
Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't.
- Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.
The news disturbed her greatly.
- Haber onu çok rahatsız etti.
The noise of city life annoys me greatly.
- Şehir yaşamının gürültüsü beni çok sinirlendiriyor.
Tom was deeply disturbed by this news.
- Tom bu haberden çok rahatsız oldu.
Tom deeply regretted doing what he had done.
- Tom yaptıklarını yaptığına çok pişman oldu.
Time is a precious thing, so we should make the best use of it.
- Zaman çok değerli bir şeydir, bu yüzden onu en iyi şekilde kullanmamız gerekir.
My children are very precious to me.
- Çocuklarım benim için çok değerlidir.
It rained heavily, and consequently the baseball game was called off.
- Çok yağmur yağdı ve dolayısıyla beyzbol maçı iptal edildi.
They could not set out because it snowed heavily.
- Yola koyulamadılar çünkü çok kar yağdı.
The audience was largely made up of very young children.
- Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.
I'm the type who likes to think things over very carefully.
- Şeylerin üzerinde çok dikkatlice düşünmeyi seven tipim.
A lot of people want peace all over the world.
- Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.
I like the sound of harpsichord very much.
- Klavsenin sesini çok severim.
I am very much relieved to know that.
- Onu bildiğim için çok rahatladım.
These beasts are very friendly.
- Bu canavarlar çok cana yakın.
You're a beast! You haven't even missed one question!
- Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!
Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill.
- Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.
You're so good at writing. I'm terrible.
- Yazma konusunda çok iyisin. Ben kötüyüm.
She looked terrible at that time.
- O zaman çok kötü görünüyordu.
New York'un caddeleri çok geniştir.
- New York'un caddeleri çok geniş.
New York'un caddeleri çok geniş.
- New York'un caddeleri çok geniştir.