çok fazla

listen to the pronunciation of çok fazla
Turkish - English
too much

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

It is dangerous to drink too much. - Çok fazla içmek tehlikelidir.

very much, so much, too much (uncountable = sayılamayan nesneler için), too many, very many, so many (countable = sayılabilen nesneler için)
over

She's making money hand over fist with the business she started. - O başladığı işle çok çok fazla para kazanıyor.

The reason Tom got sick was because he overate. - Tom'un hastalığı çok fazla yemekten sonuçlandı.

devilish
too many

Tom has missed work way too many times. - Tom çok fazla defalarca işi kaçırdı.

Some people think that there are way too many lawyers in this country. - Bazı insanlar bu ülkede çok fazla avukat olduğunu düşünüyorlar.

like blazes
excessively

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

mightily
far too much

I think Tom paid far too much for that old saxophone. - Tom'un o eski saksofon için çok fazla ödediğini düşünüyorum.

He drinks far too much beer. - O çok fazla bira içer.

overmuch
damn
a lot

Japan consumes a lot of paper. - Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.

He knows a lot about butterflies. - Kelebekler hakkında çok fazla şey biliyor.

very much

Hanako likes cake very much. - Hanako keki çok fazla seviyor.

Tom didn't enjoy the concert very much. - Tom konserden çok fazla hoşlanmadı.

hugely
countless
{s} exorbitant

The price of this camera is exorbitant. - Bu kameranın fiyatı çok fazla.

trop
undue
(deyim) far and away
(deyim) ever so much
outrageous

These prices are outrageous. - Bu fiyatlar çok fazla.

immensely
overdone
acute
fierce
surfeit
bellyful
tremendous

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla ağrıyor.

excessive

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

excess

You shouldn't eat to excess. - Çok fazla yememelisin.

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

a hell of a lot
far too

You're far too young to be doing this. - Bunu yapmak için çok fazla gençsin.

Our college uses far too much electricity. - Bizim üniversite çok fazla elektrik tüketir.

way too much
too

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

There were too many people at the concert. - Konserde çok fazla kişi vardı.

{s} immoderate
{s} plethoric
{s} superabundant
astronomical
oodles of
consumedly
steep
by half
çok fazla inşaa etmek
overbuild
çok fazla miktar
oodles
çok fazla miktar
superabundance
çok daha fazla
much more
yanınızda taşımak için çok fazla şey almışsınız
You have too much carry on baggage
Turkish - Turkish
dağ taş
derecesiz